Ahmet Yiğider: “Sentezi büyülü bir çarpan olarak görüyorum”

Ahmet Yiğider, disiplinlerarası bir sanatçı. Ölü ağaç parçaları ve endüstriyel olarak üretilen ağaçları kullanarak heykeller yapıyor. Rusya’nın en saygın çağdaş sanat galerinden Moskova Gallery Fine Art’ta açtığı kişisel sergisi ”Intellect – Kafa” dan, Baksı Müzesi’ndeki duyusal deneyime kadar çok yönlü keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Röportaj: Gülistan Ertik

@guliceramiclondon

gulistanertik@gmail.com

…..Bazı üretimlerim yıllara yayılacak kadar uzun sürdüğü için zaman içinde evrimleşen veya kendi kendini yok eden işlerim oluyor. Ancak bunu çok olağan buluyorum.’’ 

 

Rusya’nın en saygın çağdaş sanat galerinden Moskova Gallery Fine Art’ta ”Intellect – Kafa” isminde bir kişisel sergi açtınız. Bu serginin hikayesinden biraz bahsedebilir misiniz?

Moskova; kültür, sanat ve mimari gibi birçok alanda dünyanın en köklü şehirlerinden birisi. Gallery Fine Art ise Sovyet Dönemi sonrasında Rusya’da açılan ilk sanat galerilerinden. Bu anlamda Rusya’da çağdaş sanatın gelişmesine öncülük etmiş bir sanat galerisi. Bu nedenlerle Intellect projesi Gallery Fine Art Moskova’dan sergi daveti aldığında bizi heyecanlandırdı. Gallery Fine Art küratör ve ekibinin yaklaşımı projeye zenginlik kattı. Pandeminin yarattığı kısıtlar birçok açıdan bizi zorlasa da istediğimiz şartlarda sergiyi açabildik ve Intellect ve Detraktif Anatomiler serileri altındaki 14 heykelim bir ay süreyle Moskova’da sanatseverlerle buluştu.. 

Çalışmalarınızın oluşum – üretim süreci nasıl ilerliyor?

Hayatımın her döneminde biçimsel denemeler, özellikle üretim tekniğinin sınırlarını zorlayan biçimler gündemimde oldu. Bu biçimleri gerçekleştirmek için gerekli teknik arayışlarla, büyük bir keyif duyarak meşgul oluyorum. Bu meşguliyet bir yandan da tekniğimin ilerlemesine katkı sunuyor tabi ki…

Diğer yandan düşünen her birey gibi benim de üzerine eğildiğim konular var. Burada kastettiğim her türlü sanat formundan, kompozisyon kaygısından bağımsız olan salt düşünceler… Örnek olarak son projemin taşıyıcı ismi olan Intellect’i de verebiliriz, herhangi bir zamana ve gündeme bağlı olan kişisel, toplumsal hatta evrensel bir konuyu da…

Bu düşüncelerle biraz önce bahsettiğim biçimsel deneyler zaman zaman kesişiyor. Bunu bir tesadüf olarak sunmuyorum. Burada bahsi geçenlerin her ikisi de var oluşumuzla birlikte hareket eden şeyler. İşte tarif etmeye çalıştığım bu süreç, eser veya projelerin fikir olarak ortaya çıkmasını sağlıyor kanımca. Bunun sonrasında her ne kadar fazla vakit alıyor olsa ve yer yer teknik çözümler gerektirse de esasında daha kolay olduğunu düşündüğüm üretim veya “yorumlama” süreci geliyor. Bazı üretimlerim yıllara yayılacak kadar uzun sürdüğü için zaman içinde evrimleşen veya kendi kendini yok eden işlerim oluyor. Ancak bunu çok olağan buluyorum. 

….’’klişe bir ifade kullanacak olursak “modernleşmenin” insanı yozlaştırdığına dair serzenişlere çokça şahit oluyoruz.’’

Peki ‘’Intellect projesi’’ genel anlamda hangi fikirden besleniyor?

Zamanın, insanın doğa karşısında ilerlemesinin veya yakın tarihi baz alarak biraz daha klişe bir ifade kullanacak olursak “modernleşmenin” insanı yozlaştırdığına dair serzenişlere çokça şahit oluyoruz. Öyle görünüyor ki “zamane insanı” diye başlayan söylemler Aristotales’ten beri var olmuş. Bu temel söylem bu bağlamda benim konum değil. Fakat beni fazlasıyla düşündüren şey insanlığın özellikle son birkaç yüzyılda; kümülatif bilgisi, doğa üstündeki hakimiyeti ve evreni algılayışında önemli ilerleme sağlamasına rağmen, buna paralel ölçüde hatta belki daha fazla gelişme bekleyeceğimiz evrensel insani konularda tam tersi yönde bir çöküş ortaya koymasıdır.  Ben bunu düşünceye, insan düşüncesine dair bir anomali olarak okudum. “Intellect” serisi heykellerimin yolunu da bu açtı. Projenin ikinci evresindeki “Detraktif Anatomiler” diye tanımladığım “indirgenmiş” anatomi serisi ise insanın var olma çabasını ve anatomisini tek bir kavramsal ve biçimsel dilde kaynaştırma arayışından yola çıkıyor. Soyutlama veya salt yalınlaştırma yaklaşımından farklı olarak anatomik çizgileri temel ve genel geçer ayırıcı unsurların birçoğundan arındırma, var oluşunun en dip noktasına ulaşma, bu nokta üzerinden yaratılan negatif alanlarda görme ve düşünme uzuvlarını kutsayan yeni imgeleri arama arzusunu ifade ediyor.

Baksı Müzesi’nde deneyimsel kokular üzerine bir projeniz gerçekleşti. Bu proje izleyicilere nasıl bir deneyim kattı, izleyicilerin tepkileri nasıldı?

Baksı Müzesi ve müzenin kurucusu Sn. Hüsamettin Koçan ile tanışmam 2016 yılında oldu ve tarif edemeyeceğim bir heyecan yaşadım. Zihnimde beliren iki soru vardı: Birisi bu sıra dışı hikayenin duyusal bir dille ve koku vasıtasıyla aktarılıp aktarılamayacağı; diğeri ise koku ve sanatın ne şekilde bir araya gelebileceği konularıydı. Bu soruların benim gibi Hüsamettin Hocamızı da heyecanlandırdığını gördüğümde hiç vakit kaybetmeden çalışmaya başladım.

BAKSI KOKUSU projesi, Baksı coğrafyasının ruhunu ve Baksı Müzesi’nin hikayesini içselleştirerek ortaya çıkardığım koku öbekleri ve bu öbeklerin harmonisiyle oluşturduğum bir enstalasyonla ziyaretçisine özgün ve çok yönlü bir deneyim sunmayı hedeflemişti. Proje, Baksı hikayesinin önemli notaları olarak tanımlayabileceğimiz beş ana durak üzerinde yükseliyor. Baksı’ya giden yolun dönemeçleri gibi kıvrılan bu beş konseptin her biri için yaratılan koku öbekleri semantik bir yaklaşımla hikayenin önemli duraklarını temsil eden umut, gurbet, devinim gibi kavramları koku diliyle anlatıyor.

Projenin özgün tekniklerinden birisi, bir “füzyon” yaklaşımı ile odağımızda olan hikayeyi parçalara ayırmak ve izleyicisinin kokuyla oluşturulan enstalasyon bileşenlerini yaşayarak bu parçalar üzerinde dolaşmasını mümkün kılmaktı. Diğer bir çarpıcı yaklaşım ise son durakta bu parçaları üst üste getirerek kaynaştıracak ve Baksı’yı tekil bir harmoni ile temsil edecek deneysel bir çalışma (füzyon) sunmaktı. Bu deneyimi ziyaretçi ve izleyiciye aktaran mecra ise kokuları duyumsamayı mümkün kılan bir enstalasyonla oldu. Ürettiğim bu enstalasyon proje süresince Baksı Müzesi’nde sergilendi.

Eserlerinizin hangi parçasıyla hatırlanmak isterdiniz?

Buna çok fazla kafa yormadan tam şu anda içimden geldiği gibi cevap vermek istiyorum. Yalınlığı en temel kaynak olarak kullanmaya çalışan birisi olarak basit gibi görünen zor işleri üreten bir sanatçı olarak okunabilirim. Bu yaklaşım birçok heykelim için anlamlı olabilir sanıyorum ama bu noktada özellikle Detraktif Anatomiler III isimli heykelim referans olabilir.

Sizin gözünüzde yarattığınız en değerli parça nedir?

Benim için böyle bir seçim yapmak ve bunu telaffuz etmek zor ama 4 yaşındaki oğlum en sevdiği işlerimin ‘’Detraktif Anatomiler N’’ serisindeki iki heykel olduğunu söylüyor.

İstanbul’un sanat ortamının sanatınıza ilham verdiğini veya etkilediğini düşünüyor musunuz? 

Tabi ki. Senteze fazlasıyla önem veriyorum. Disiplinlerarası sentez, kültürel sentez, dil ve ifade zenginliği doğuran sentezler… Tüm yaratıcı üretimler için sentezi büyülü bir çarpan olarak görüyorum. Bana bakan tarafında ise Anadolu’yu ve bu coğrafyada yaşamış ve neredeyse 15.000 yıl gerisine kadar izini sürebildiğimiz tüm medeniyetleri araştırma, anlama ve özümseme çabamın sanatıma etki ettiğini sanıyorum.

Diğer taraftan İstanbul başlı başına bir kültürel sentez ve kaynaşma alanı. Metropolün, planlama ve sistem geliştirme kasları zayıf toplum olmanın getirdiği zorluklarla bu şehirde fazlasıyla yüzleşiyor olsak da derinlerdeki kültürel zenginlik ve çeşitlilik benim için çok değerli.

100 veya daha az karakterde heykeli nasıl tanımlarsınız?

Hem sanatçı hem de izleyici açısından insanın hareketini en çok içine alan derinlikli sanat formu.

İşinizde dijital dünya/teknoloji ile etkileşime giriyor musunuz?

Heykellerimde mühendislik ve tasarım disiplinlerine ait verileri çokça kullandığım için çoğunlukla sayısal hesaplar ve hatta bazı heykellerimde modellemeler işin içine giriyor. Bu gibi projelerde bilgisayar teknolojilerinden yararlanıyorum. Diğer yandan geçmişte çalıştığım fotoğraf ve grafik içeren işlerde teknolojiyi ve dijital araçları yoğun olarak kullanmıştım. Şu anda devam eden sergi projemde de heykellerin yanı sıra bu şekilde dijital tabanlı çalışmalar göreceğiz.

Son olarak bir sonraki projelerinizden bahsedecek olursak eğer, bizleri neler bekliyor?

Şu anda heykel üretimlerine devam ettiğim bir yurt dışı sergi projesi bulunuyor. Bu proje için yoğun bir şekilde çalışıyorum. Bunun dışında sonbahar döneminde Türkiye’deki bir projede yer alacak iki heykel çalışıyorum. Bir de merkezinde koku olan bir kavramsal proje var takvimde. Bu projeyi de Türkiye’de üretme arzusundayım.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.