Evrensel Gelir ve Kamu Garantili İstihdam Zamanı

Covid-19 ya da Koronavirüs olarak anılan salgın, bir yandan giderek ortadan kaldırılmış olan Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ile birlikte sağlık alt yapısının büyük ölçüde yok edildiğini, diğer yandan 1929 Büyük Depresyonundan bu yana yaşanan en büyük işsizlik ve yoksulluk sorununu ortaya çıkardı.

 

Mustafa Durmuş
Prof. Dr., Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
(Gazi Üniversitesi) İİBF Öğretim Üyesi

 

 

 

Birleşik Krallık Avrupa’da sosyal refah devleti uygulamalarını ilk başlatan ülkelerden biri. 1942 yılında W. Beveridge tarafından hazırlanan ve tarihe “Beveridge Raporu” olarak da geçen bir rapora dayanılarak, savaşın bitimiyle birlikte ülkede başta işsizlik yardımı, kamucu sosyal güvenlik sistemi, aile yardımı ve kamucu sağlık sisteminin (NHS) kurulması yönünde atımlar atıldı. 

Böyle bir dönüşümde genel olarak; İkinci Dünya Savaşı sonrasında hızla yükselişe geçen ekonomi, artan kârlılık ve verimlilik etkili olduğu kadar, dünyanın üçte birinde sosyalist sistemlerin kurulması ve bunun Avrupa işçi sınıfı üzerindeki uyarıcı etkisi de önemli bir faktör oldu.

 

CIPD ve  The Adecco Group’un son işgücü piyasası raporuna göre; Birleşik Krallık’taki özel sektör işverenlerinin yüzde 42’sinin ve ülkedeki tüm işverenlerin yarısından fazlasının ücretleri dondurmayı planladıklarını, hatırı sayılan bir kesimininse ücret ve diğer ödemelerde kesintiye gideceklerini ortaya koyuyor.

 

Neo-liberalizm sosyal devleti aşındırdı

Ancak sosyal refah devleti uygulamaları 1979 yılında M. Thatcher’in başbakan olmasıyla birlikte tersine dönmeye başladı. Toplum olmak yerine birey olmayı öne çıkartan ve piyasaların tam üstünlüğünü ve serbestliğini savunan Thatcher ile başlayan bu neo-liberal dönemde hayata geçirilen özelleştirmeler, finansal de-regülasyonlar ve taşeronlaştırma ile sosyal refah devleti uygulamaları giderek ortadan kaldırıldı. Bu dönem aynı zamanda işçi sendikalarının güçlerinin önemli ölçüde azaltıldığı, toplumsal ve siyasal yapıda da sınıfsal güç dengesinin iyice sermaye sınıflarından yana olmak üzere radikal bir biçimde kayma yaşadığı bir dönem oldu.

2008 finansal krizi ise neo-liberal uygulamaların derinleştirilmesinde bir fırsat olarak görüldü ve kriz sonrasında piyasalaştırma, özelleştirme ve ticarileştirme had safhaya çıktı. Bütün bu 40 yıllık dönemin sonucunda ülkede işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği ve yoksulluk hızla arttı.

 

Covid-19 sistemin sorunlarını açığa çıkarttı

Covid-19 ya da Koronavirüs olarak anılan salgın, bir yandan giderek ortadan kaldırılmış olan Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ile birlikte sağlık alt yapısının büyük ölçüde yok edildiğini, diğer yandan 1929 Büyük Depresyonundan bu yana yaşanan en büyük işsizlik ve yoksulluk sorununu ortaya çıkardı.

Diğer yandan tarih sosyal refah devleti uygulamaları gibi radikal değişimlerin ya  İspanyol Gribi salgınında olduğu gibi büyük salgınların ya da Büyük Depresyon sonrasında olduğu gibi ekonomik krizlerin ve ardından gelen büyük savaşların ardından gündeme getirildiğini gösteriyor. 

Bu olgu da, Korona salgını sonrasında işsizlik ve yoksulluğun daha da artmakta olduğu gerçeğinden hareketle,  sosyal refah devleti uygulamalarının gözden geçirilerek yenilenip güçlendirilmesinin gereğini önümüze koyuyor.

 

Birleşik Krallık, Korona salgınından en fazla etkilenen ülkelerin başında geliyor. Başlarda uygulanan “sürü bağışıklığı” stratejisi ve son 40 yıldır ağır tahribata uğratılan sağlık sistemi nedeniyle, salgın hem sağlık, hem de ekonomik sonuçlar itibarıyla ülkeyi ciddi anlamda vurdu ve ekonomi kapatıldı. Eğer ikinci bir salgın dalgası olursa bu ekonominin tekrar kapatılmasıyla sonuçlanacak,  bu da mevcut işsizliği kalıcı hale getirirken, yoksulluğu da daha da artıracaktır.

Böyle bir durumun “Yeni Normal” olarak kabul edilmesi gerektiğini söyleyen bazı yazarlar, bu durumda işsiz ve yoksullara yapılan yardımların kalıcı hale getirilerek bunun bir Yurttaşlık Temel Geliri uygulamasına dönüştürülmesinin kaçınılmaz olduğunu ileri sürüyorlar.

 

İşsizlik tarihsel zirvede

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yayınlanan The Monitor’a göre (1),  bu yılın ilk çeyreğinde dünyada çalışılan saat kaybı yüzde 4,8 (135 milyon yeni işsiz) olurken,  ikinci çeyrekte 305 milyon yeni işsiz ortaya çıktı. Merkez ekonomilerdeki çalışılan saat kaybı yüzde 13 civarında oldu. Dünyada her 6 gençten 1’i Koronavirüs nedeniyle işsiz kaldı, çalışmayı sürdürebilenlerin çalışma saatleri ise yüzde 23 oranında azaldı. Bu gelişmeden genç kadın işçiler çok daha fazla etkilendiler. Korona gençlerin sadece istihdamını değil, eğitimlerini, işyerindeki eğitimlerini ve işgücü piyasasına girişlerini de olumsuz etkiledi.

Birleşik Krallık’ta (BK) salgının ilk üç ayında resmi işsiz sayısı 50,000 artarak 1,35 milyona yükseldi. Aslında bu rakam daha yüksek olmalı. Çünkü Resmi İstatistik Bürosu’nun verilerini haberleştiren The Independent Gazetesine göre, devletten gelir desteği alanlar (ücretlerinin yüzde 80’i oranında) işsiz sayılmıyor. Ayrıca bu dönemde toplam çalışılan saatlerde ciddi bir azalma var. İşsizlik yardımı başvuruları 1996 yılından bu yana ilk kez zirve yaparak 2,1 milyona çıkarken, sadece Nisan ayındaki yeni başvuru sayısı 856.000 oldu. Bu arada Maliye Bakanı Sunak, önlemlerin gevşetilmesine rağmen ülke ekonomisinin toparlanmasının uzun zaman alacağını ileri sürdü.(2) Yani beklendiği gibi ekonomide  “V” biçiminde bir toparlanma olmayacak.

Kamuoyu ile paylaşılan bir rapor ise işçiler için çok daha karamsar bir tablo sergiliyor.  Öyle ki CIPD ve  the Adecco Group’un son işgücü piyasası raporuna göre (3); Birleşik Krallık’taki işverenlerin beşte birinden fazlası önümüzdeki 3 ay içinde işçi çıkartacaklar. Birçoğu ise işçi çıkarmayı; ücretleri dondurarak, işe alımları durdurarak, hükümetin ücretli zorunlu izin imkânından yararlanarak ve işçilerin sosyal ödemelerini kısarak savuşturdular. Rapor özel sektör işverenlerinin yüzde 42’sinin ve ülkedeki tüm işverenlerin yarısından fazlasının ücretleri dondurmayı planladıklarını, hatırı sayılan bir kesimininse ücret ve diğer ödemelerde kesintiye gideceklerini ortaya koyuyor.

Bilindiği gibi Birleşik Krallık, Korona salgınından en fazla etkilenen ülkelerin başında geliyor. İlk ortaya çıktığında salgının Hükümet tarafından yeterince ciddiye alınmaması, başlarda uygulanan “sürü bağışıklığı” stratejisi ve son 40 yıldır ağır tahribata uğratılan sağlık sistemi nedeniyle, salgın hem sağlık, hem de ekonomik sonuçlar itibarıyla ülkeyi ciddi anlamda vurdu. Dünyada olduğu gibi ülkede de ekonomi kapatıldı. Eğer ikinci bir salgın dalgası olursa (ki bu hayli muhtemel) bu ekonominin tekrar kapatılmasıyla sonuçlanacak,  bu da mevcut işsizliği kalıcı hale getirirken, yoksulluğu da daha da artıracaktır.

Böyle bir durumun “Yeni Normal” olarak kabul edilmesi gerektiğini söyleyen bazı yazarlar, bu durumda işsiz ve yoksullara yapılan yardımların kalıcı hale getirilerek bunun bir Yurttaşlık Temel Geliri uygulamasına dönüştürülmesinin kaçınılmaz olduğunu ileri sürüyorlar(4)

 

Salgın yoksulları daha da yoksullaştıracak

IMF tarafından yürütülen bir ankete göre, Salgın Büyük Depresyon’dan bu yana görülen en büyük felaket olarak değerlendiriliyor. Öyle ki 2020 yılında dünya ekonomisi yüzde (eksi) 3’lük bir küçülme yaşayacak. Kuşkusuz bu işsizliği olduğu kadar yoksulluğu da artıracak.

“Dahası salgın yoksullara çok daha ağır bir fatura ödetecek. Onlar diğerlerine göre birkaç kat daha kötü duruma düşecekler. Nitekim bir grup ünlü ekonomist salgının gelir dağılımının kısmen düşük becerili işçiler üzerindeki orantısız etkisinden dolayı çok daha kötüleşeceğine inanıyor. Onlara göre salgın hem gelir dağlımı eşitsizliğini artırdı, hem de iyi eğitimli işçiler üzerinde çok fazla etkide bulunmasa da, çok temel bir eğitimle sınırlı işçilerin iş bulma imkânlarını iyice daralttı”. (5)

Resmi istatistikler Korona salgını öncesinde Birleşik Krallık’ta hem göreli, hem de mutlak anlamda ciddi bir yoksulluk olduğunu gösteriyor. Korona ile birlikte artan işsizlik ise bu yoksulluğu daha artıracaktır.

Yoksulluk tanımına göre, ortanca hane halkı gelirinin yüzde 60’ından daha az gelir elde edenler “göreli yoksul”, böyle bir geliri enflasyondan arındırılmış olarak elde edenlerse “mutlak yoksul” sayılıyorlar. Buna göre Birleşik Krallık’ta 2018/19 döneminde, konut için yapılan ödemeler dâhil edilmediğinde 11 milyon (nüfusun yüzde 17’si), konut ödemeleri dahil edildiğinde ise 14,5 milyon (nüfusun yüzde 22’si) göreli yoksul mevcut. Kabaca ülkedeki her 5 kişiden 1’i yoksul. Ülkedeki yoksulluk altında yaşayan çocukların sayısı ise 4,2 milyon (çocuk nüfusunun yüzde 30’u). Yani ülkede neredeyse her 3 çocuktan 1’i yoksulluk çekiyor. (6)

 

Korona sonrası açlık kapıda

İşsizlik ve yoksulluğun yanı sıra ürkütücü diğer bir diğer sorun kuşkusuz açlık. Bazı bilimsel hesaplamalara göre dünyada 1,5 – 2,5 milyar insan Koronavirüs öncesinde açlık çekiyor ya da yetersiz besleniyordu.(7) Bu sayının Korona salgını sonrasında daha da artacağını kestirmek zor değil. Nitekim Birleşmiş Milletler (BM)  Dünya Gıda Programı, eğer acil olarak önlem alınmaz ve yeterince fonlama yapılmazsa Covid-19 salgınının günde 300,000 insanın açlıktan ölümüne neden olacağını ve birkaç ay içinde 130 milyon insanın daha açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını açıkladı. (8)

 

İşsizlik ve yoksulluk neden var?

İşsizliğin ve yoksulluğun nedenlerini sistemik faktörler dışında; aylaklık, küreselleşme-teknolojik değişimler, krizler gibi faktörlerle açıklayan görüşler olduğu kadar, bunların kapitalist sistemin kaçınılmaz sonuçları olduğunu, kapitalist sistemin başarısızlığının göstergeleri olduğunu(9) ileri süren radikal görüşler de mevcut.

19.Yüzyılda Marx Kapital’de işsizliğin, “Yedek Sanayi Ordusu” kavramı altında, kapitalist sistem tarafından üretilen bir sorun olduğu kadar, emekçi kitleleri disiplin altına almaya yarayan bir işlevinin bulunduğunu ileri sürmüştü. 20.Yüzyılda ise Kalecki sermaye sınıfı açısından kârdan ziyade işyerlerindeki işçi disiplini ve politik istikrarın daha önemli olduğunu, onların sınıfsal içgüdüleri açısından tam istihdamı sürdürmenin çok anlamlı olmadığını, yani işsizliğin normal bir kapitalist sistemin zorunlu bir parçası olduğunu söylemiş ve buna karşı 1943 yılında “EvrenselTemel Gelir” (UBI) uygulamasını savunmuştu.

 

Evrensel Temel Gelir (UBI)

Korona salgını öncesinde Britanyalı bir akademisyen bir kitabında(10), küresel istihdamın yapısının dramatik bir biçimde değişeceğini, önümüzdeki onlu yıllarda dünyanın Güneyindeki işlerin yüzde 60’ının otomasyon yüzünden ortadan kalkacağını, robotların insanların yerini alacağını, bu olduğunda insanların yaşam standardında ciddi bir düşüş ortaya çıkacağını, bir insanlık krizi ortaya çıkabileceğini, mevcut işlerimizde yoksulluğu azaltmamızın mümkün olamayacağını, alternatif yollar bulmak zorunda olduğumuzu, bunun bir yolunun küresel çapta herkese koşulsuz olarak asgari bir gelir sunmak olduğunu ileri sürmüştü. 

Yazara göre, böyle bir gelirin kaynağı küresel çapta bir fon oluşturarak sağlanabilir. Bu fona önce müşterek varlıklarımızın (petrol gibi) gelirleri, ardından toprak değerleme vergisi, kirletme vergisi, entelektüel mülkiyet gelirleri vergisi, Tobin Vergisi gibi finansal spekülasyon gelirleri vergisi gelirleri akıtılabilir.

Nitekim Londra’da yerleşik bir kuruluş olan World Basic Income bu şekilde her yıl 3 trilyon dolar gelir yaratılacağını ve bunun yeryüzündeki her insana ilave günde 1 dolar gelir sağlayacağını hesaplıyor.  Bu özellikle de yoksul Güney ülkelerindeki yoksulluğun azaltılmasında çok önemli bir rol oynayabilir(11).

Böyle bir uygulamanın istihdamı olumsuz etkileyeceği, aylaklığı artıracağı yönündeki eleştirilerse böyle bir programı uygulamış olan Finlandiya Hükümetince hazırlanan bir raporla (12) çürütülüyor.

Çünkü bu rapora göre; 2017-2018 yıllarında 2 yıl boyunca, 25-58 yaş aralığındaki 2 bin kişiye düzenli olarak aylık 560 avronun verildiği bu program istihdamı azaltmadığı gibi (küçük çapta da olsa) istihdama olumlu katkısı oldu, işsizler ekonomik güvenceleri olduğuna inanmaya başladılar. Programın işsizlerin moralleri ve ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğu görüldü.

 

“Kamu Tarafından Garantilenmiş İstihdam” Programı

İşsizliği (dolayısıyla da yoksulluğun asıl kaynaklarından birini) azaltacak olan diğer program ise kamu tarafından garantilenmiş istihdam programı. Bu program yaşanabilir düzeyde ücretle çalışmaya razı, ama iş bulamayan herkese istihdam olanağı sunan, açık uçlu bir kamusal istihdam programı. Böyle bir program altında devlet, işsizleri doğrudan kendi ya da yerel yönetimlerin sorumluluğu ve eliyle yürüteceği projelerde istihdam ediyor.

 

İşsizliği, dolayısıyla da yoksulluğun asıl kaynaklarından birini azaltacak olan kamu tarafından garantilenmiş istihdam programı, yaşanabilir düzeyde ücretle çalışmaya razı, ama iş bulamayan herkese istihdam olanağı sunan, açık uçlu bir kamusal istihdam programı. Böyle bir program altında devlet, işsizleri doğrudan kendi ya da yerel yönetimlerin sorumluluğu ve eliyle yürüteceği projelerde istihdam ediyor.

 

Günümüzdeki devlet yapılarının daha çok gücü konsolide eden, aşırı merkeziyetçi yapılar haline dönüştüğü gerçeğinden hareketle, böyle istihdam programlarının finansmanının merkezi devlet tarafından (Bütçe ya da Merkez Bankası finansmanı aracılığıyla) ama uygulamasının güçlendirilmiş yerel yönetimler ve belediyeler tarafından (hatta işçi kooperatifleri tarafından) yürütülmesi gerektiği savunuluyor.

Programın ana tezi “devletin yaşanabilir-temel bir ücret düzeyinde çalışmaya razı ve çalışabilecek durumda olan herkese iş vermesi” olsa da (13), programın bazı belirgin hedefleri şöyle sıralanıyor: Tam istihdam sağlamak, asgari yaşanabilir bir ücret sunmak ve bunu sosyal ücret harcama destekleri (zorunlu ücretsiz eğitim, sağlık, çocuk yardımı gibi), aile yardımları ve işsizlik yardımları gibi devlet yardımlarıyla desteklemek. (14)

Sonuç olarak, “Evrensel Temel Gelir” önerisi çalışsa da,  çalışmasa da her yurttaşa yaşamını sürdürebilmek için devlet tarafından düzenli bir gelir sağlanması programı iken, Kamu Garantili İstihdam Programı sadece çalışmak isteyenlere benzer bir ödemenin yapılmasını öngören bir program. Ancak her ikisi de (özellikle de Korona salgını sonrasında artan) işsizlik ve yoksullukla mücadelede ihmal edilemeyecek iki önemli araç.

Her iki programın da gündeme getirilmesinin (işsizliği, yoksulluğu ve bunlardan kaynaklanan sosyal sorunları azaltma hedefinin yanı sıra) bir nedeni robotlar ve yapay zekânın etkili olacağı gelecekte istihdam biçimlerinin bugünden çok farklı olacağı, bu nedenle de bazı mesleklerin ortadan kalkarak birçok insanın işsiz kalacağı ve yoksullaşacağı öngörüsü. (15)

Böyle bir durumda garantili istihdam ya da yurttaşlık geliri altında herkesin belli bir gelirinin olmasının, onların yoksullaşmasını önleyeceği gibi, bu gelirlerin harcanmasının yaratacağı talep etkisiyle içermeci bir büyümeye hizmet edeceği de ileri sürülebilir.

Özellikle de Kamu Tarafından Garanti Edilmiş İstihdam Programlarının makroekonomik istikrarı sağladığı, finansal kırılganlığın artmasını önlediği, özel sektördeki sermaye birikimi açığını kapatarak ekonomik büyümeyi hızlandırdığı ve enflasyona neden olmaksızın işsizliği ortadan kaldırdığı, bu yüzden de neden olabileceği mali yükün, sağlayacağı sosyal fayda ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülüyor. (16)

Ayrıca her ne kadar esasta istihdam yaratmaya dönük bir program olsa da, kamu yararını geliştirmeye, sosyal barışı tesis etmeye, çalışma koşullarını iyileştirmeye, gündelik yaşamları ilerletmeye hizmet ettiği kabul ediliyor. (17)

Her iki programın (eksik yanları dikkate alınarak) birbirinin tamamlayıcı olarak ele alınması daha uygun olabilir. Yani iki program birbirine alternatif olarak düşünülmemeli, birlikte uygulanmalıdır. Çünkü işi olsun ya da olması herkesin saygın bir yaşam sürme hakkı olduğu gibi, insanların onurlarına uygun bir biçimde istihdam edilmeleri gerekir.

Ancak bu iki program da, sosyal refah devleti dönemindeki gibi nitelikli, ücretsiz, kalıcı kamusal hizmetlerin varlığı, bunların daha da geliştirilmesiyle gerçek anlamda işsizliği, yoksulluğu azaltıp, toplumsal refahı bir bütün olarak artırabilir.

 

 

 

(1) ILO Monitor: COVID-19 and the world of work, Fourth edition, https://www.ilo.org (27 May 2020).

(2) https://www.independent.co.uk/news/business/coronavirus-uk-employment-furlough-workers-covid-19-ons-a (1 June 2020).

(3) “Hiring and pay intentions have tumbled but furlough scheme has helped prevent large-scale job cuts, new research shows”, https://www.cipd.co.uk/about/media/press/hiring-pay-intentions-tumble (18 May 2020).

(4) Mohamed El-Erian Chief Economic Advisor at Allianz, “The New Normal”, https://www.brinknews.com/this-is-the-new-normal-mohamed-el-erians-predictions-for-the-global-economy (25 May 2020).

(5) Davide Furceri, Prakash Loungani, Jonathan D. Ostry, “How Pandemics Leave the Poor Even Further Behind”, https://blogs.imf.org (11 May 2020).

(6) Poverty in the UK: statistics, https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings (29 May 2020).

(7) Jason Hickel, The Divide-A Brief Guide to Global Inequality and its Solutions, Windmill Books, 2017, s. 46.

(8) World Food Programme warns: COVID-19 pandemic will cause “famines of biblical proportions”, https://www.wsws.org (23 April 2020).

(9) Richard D. Wolff, “Mass Unemployment Is a Failure of Capitalism”, https://www.nakedcapitalism.com (9 May 2020)

(10) Hickel, agk.,  s. 269-270.

(11) Agk.

(12) Andrea Germanos, “After ‘Encouraging’ Results From Finnish UBI Experiment, Experts Say the Time for Such a Bold Idea Is Now”, https://www.commondreams.org (6 May 2020).

(13) Scott T. Fullwiler, “The Costs and Benefits of a Job Guarantee: Estimates from a Multi-Country Econometric Model”, (May 2012).

(14) Bill Mitchell, “What is a Job Guarantee?, – Modern Monetary Theory”, http://bilbo.economicoutlook.net/blog (4 May 2013).

(15) International Federation of Robotics, Frankfurt, https://ifr.org/.World’den aktaran World Bank, World Development Report 2019: TheChanging Nature of Work,Working Draft (20 April 2018)

(16) Fullwiler, agm.

(17)  Pavlina R. Tcherneva, “The Job Guarantee, Design, Jobs, and Implementation”, http://www.levyinstitute.org, Working Paper No. 902, (April 2018).

 

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.