Göbeklitepe: Tarihin Başlangıç Noktası

İnsanlık tarihi hakkındaki bilgileri çekirdeğinden sarsan Şanlıurfa’nın en değerli mirası Göbeklitepe, 12 bin yıllık geçmişiyle dünyanın ilk tapınağı olarak biliniyor ve yerleşik hayattan daha önce avcı toplayıcılar tarafından inşaa edildiği düşünülüyor. Peki ya daha fazlası? Arkeoloji dünyası Göbeklitepe’nin gizemini çözebilecek mi?

Selcen Çiftlikçi

Kelimenin tam anlamıyla ‘göbek şeklindeki tepe’ anlamına gelen Göbeklitepe’nin keşfi, bildiğimiz gibi tarihin gidişatını değiştirdi. Bu oyulmuş taş grubu M.Ö. 10.000 yılına dayanan tarihiyle, dünyaca ünlü M.Ö 7000 yılına ait Stonehenge ve M.Ö 7500 yılına ait Giza Piramidi’ni geride bırakarak, bilinen en eski insan yapımı yerleşim oldu.

Türkiye’nin güneydoğusundaki Şanlıurfa şehrinde bir tepenin üzerinde bulunan bu kutsal yerin, erken insanların büyük olasılıkla müzik ve koreografili şenlikler düzenleyerek, yaratıcı(lar) olarak inandıkları şeye ibadet ettikleri bir tapınak olduğu düşünülmektedir. Arkeolojik bulgular, alanın başlangıçta yerleşim yeri olarak kullanılmadığını, bunun yerine son avcı toplayıcı gruplarının buluşma noktası olarak çeşitli ritüeller için kullanıldığını göstermektedir.

Ünlü İsrailli tarihçi Yuval Noah Harari’nin öne sürdüğü gibi dünya, Göbeklitepe’nin ortaya çıkarılmasıyla çekirdeğinden sarsıldı, çünkü tarih öncesi insanlık hakkındaki bilgilerimize meydan okudu. Göbeklitepe’nin keşfinden önce tarihçiler, insan yerleşimlerinin ve tarıma geçişin dini ve ruhsal fikirlerin doğuşundan önce geldiğine ve dinin tarih öncesi çağlarda kitleleri örgütlemek ve kontrol etmek için bir araç olarak kullanıldığına inanıyorlardı. Ancak Göbeklitepe, alanın avcı toplayıcı grupları tarafından mevsimsel sıklıkta kullanıldığını ve daha sonra son avcı toplayıcı gruplar yerleşmeye ve çiftçilik yapmaya başladıkça, Göbeklitepe’nin ibadet alanlarını çevreleyen evlerin inşa edildiğini ortaya koydu. Bunun bir oyun değişen keşif olduğu gerçeği göz önüne alındığında, modern insanlar olarak, tarih öncesi muadillerin sadeliklerine bakmamız gerekiyor. Göbeklitepe tarih kitaplarını yeniden yazdı ve dinin insan yerleşmelerinden sonra geldiği inancını parçalayarak ve 12.000 yıl önce yaşamın karmaşıklığını ortaya koyarak hepimizi hayrete düşürdü.
Ancak, Göbeklitepe’de şu ana kadar bildiklerimiz sınırlı ve hala çözülmesi gereken birçok sır var. 1995 yılında Alman Arkeolog Prof. Klaus Schmidt liderliğinde, Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müzesi’nin desteğiyle başlayan kazılar, bölgedeki, araştırmacılar için son derece zor olan sert hava koşullarına rağmen her yaz devam ediyor.

Şimdiye kadar yapılan arkeolojik bulgular Göbeklitepe yerleşiminin iki tür yapı ile tasarlandığını gösteriyor; dairesel ve dikdörtgen. Dairesel yapılar ibadet noktaları olarak tanımlanırken, dikdörtgen yapılar daha sonraki aşamalarda yerleşme kanıtı göstermektedir.
Çakmak taşlarından ve tebeşir taşlarından yapılmış yaklaşık 200 T şekilli dikilitaş ile 20 dairesel yapı vardır. Bu dairesel yapıların 5’i şimdiye kadar ortaya çıkarılmış ve A, B, C, D ve H olarak adlandırılmıştır. Bu dairesel yapılarda bulunan dikilitaşların her biri 3 ila 7 metre boyunda ve 40 ila 60 ton arasındalar ve üzerlerine kaydedilmiş çeşitli motifler ile rakamlar bulunuyor. Bu dikilitaşların bazılarında kol ve el motifleri olduğu için insanları temsil ettiği düşünülüyor.
Her dairesel yapı, dikilitaşlar üzerinde bir tür hayvan figürü yazısına odaklanıyor, örneğin A yılanlarla, B tilki ile, C yaban domuzu ile, D çeşitli kuşlar ve akbabayla ve H aslanlarla. Bu hayvan figürlerinin hepsi erkek figürleri olarak tasvir edilmişler. Kalıntılar arasında diğer birçok vahşi hayvan ve bitki fosili keşfedildi.
Bir diğer gizem de bu devasa yerin inşa sürecidir. O zamanlar hayvanlar evcilleştirilmemişti. Yani Göbeklitepe’nin bulunduğu tepeye bu devasa taşları taşıyanlar, insanların kendileriydi. Dikilitaşların keskin ve dikenli granit taşlarla oyulduğu en yakın taş çukuru 500 metre, en yakın su kaynağı ise 4 km uzaklıkta. Araştırmacılar, oyulmuş dikilitaşları tepeye monte etmek için bir tür manivela sisteminin kullanıldığına inanıyorlar.
Bu noktada, durup kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: ama neden? Göbeklitepe’nin bize bıraktığı her şeyin en büyük gizemi bu. Şu an itibariyle, göçebe atalarımızı bu kutsal bölgeyi inşa etmek için bu kadar güçlük çekmeye neyin motive ettiğini bilmiyoruz ve ihtimal ki asla bilemeyeceğiz. Yine de hayal etmek heyecan verici.

Göbeklitepe, tüm insanlık için büyük değerlerinden dolayı korunan alanların bir listesi olan UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır. Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı, dünyanın dört bir yanından gelen gezginleri bu kutsal araziyi ziyaret etmeye motive etmek ve şöhretine katkıda bulunarak daha fazla cezbetmek amacıyla, 2019’u Göbeklitepe Yılı olarak belirlemişti.
Göbeklitepe’yi ziyaret etmek istiyorsanız, seyahatinizi planlamak için okumaya devam edin.

Göbeklitepe seyahati için en iyi dönem ne zaman?
Göbeklitepe’yi ziyaret edecek en iyi zaman Nisan, Mayıs ve Haziran başı gibi bahar mevsimi ile Eylül ya da Ekim başı gibi güz mevsimidir. Haziran, Temmuz ve özellikle Ağustos aylarındaki aşırı sıcaklık bölgede seyahat etmeyi zorlaştırıyor.

Oraya nasıl gidebilirim?
Uluslararası geçerliliği olan bir ehliyete sahipseniz, Şanlıurfa şehir merkezinden araç kiralayarak, 30 dakikadan daha kısa bir sürede orada olmak en hızlı yoldur. Toplu taşıma ile gitmek isterseniz, 100 numaralı otobüs şehir merkezinden (Abide otobüs durağı) bölgeye ulaşıyor. Tam zaman çizelgesi sezona göre değişir, ancak genel olarak otobüsler şehir merkezinden saat 10.00, 13.00 ve 16.00’da yola çıkar. Dönüş otobüsleri tarifesi saat 12.00, 15.00 ve 18.00’dedir.

Daha fazla bilgi için okunabilecek bazı kitaplar…

Göbeklitepe hakkında yayınlanan çeşitli kitaplardan öne çıkanlar; Tanrıların Doğuşu – Andrew Collins, Göbeklitepe – Karl W. Lucwert ve Göbeklitepe: İlk Tapınak – Klaus Schmidt. Bu kitapları okumak, ziyaretinizden önce zihninizi Göbeklitepe’nin büyüsüne hazırlamaya yardımcı olabilir.
Suriye sınırına yakın olduğu için Göbeklitepe’ye gitmek güvenli mi?
Göbeklitepe’yi ziyaret etmek tamamen güvenlidir. Site sınırdan 75 kilometre uzaklıktadır ve yetkililer her zaman ziyaretçiler için en yüksek güvenliği sağlamak için önlemler almaktadır.

Yakındaki ziyaret edilebilecek yerler nereler?
Şanlıurfa şehri, ziyaret edilmeye değer birçok doğal, kültürel ve arkeolojik varlığa ev sahipliği yapmaktadır. Yolculuğunuza Göbeklitepe kazılarının birçoğuna ev sahipliği yapan Şanlıurfa müzesini mutlaka ekleyin. Haleplibahçe Mozaik Müzesi’ni, Roma yaşamının küçük, renkli taşlarla tasvirlerinin görülebileceği, uğranılması gereken bir müzedir. Şanlıurfa Kalesi, geceleri şehrin güzel manzarasını sunarken, kutsal bir gölet olan Balıklıgöl’ün duyulmayı bekleyen masalları vardır.
Yakındaki diğer yerler Halfeti ve Harran görülmeye değerdir. Fırat Nehri’nin doğusunda yer alan Halfeti, Savaşan adlı batık köyü ile ünlü bir ilçedir. 1990 yılında, bir grup taş ev ve caminin bulunduğu bu küçük köy, barajı inşasında sular altında kaldı. Fırat Nehri üzerinde bir tekne gezisine çıkarak koydaki ıssız evlerin ve batık caminin minaresinin fotoğrafını çekebilirsiniz. Halfeti, sadece bu bölgede yetişen siyah gülüyle de ünlüdür.
Harran ise bir zamanlar Yukarı Mezopotamya’da büyük bir şehirdi. Tarihi MÖ 2000 yılına dayanan yerleşim, mimarisi ile ünlüdür. Karınca evleri denilen konik kubbeli evlerin hatları Harran Ovası’nın silüetini süsleyerek mükemmel bir görsel şölen yaratır.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.