Güniz Kocakaya; Londra kararını iç sesimi dinleyerek verdim!

Bazı meslekler vardır; o meslek sahibi, kendine özel dikilmiş bir elbise gibi giymiştir onu. İşte bu röportajı yaparken, karşımda oturan zarif ve cesur kadın bu duyguyu yaşattı bana. O mesleğini söylemeseydi de, tahmin etmek hiç zor değildi. Duruşu, bakışı, yaklaşımı, özenle seçtiği kelimeleriyle tüm yanıtlarını sonuçta duyguların analizine odaklıyordu. O, bu noktaya odaklayınca, ister istemez Londra-İstanbul hattında “duygu dolu” bir röportaj ortaya çıktı…

Bir psikoterapist olarak Londra – İstanbul arası yeni bir hayat kurmaya çalışıyorsunuz. Londra ne ifade ediyor sizin için?
Aslında hayatımda deneyimlemek istediğim birkaç şeyden biriydi, iki ülkede birden yaşamak fikri, hem İstanbul’da hem Londra’da olmak. Ocak ayından beri sevdiğim bu iki kent arasında gidip gelmeye başladım. Neden Londra diye soruyorsunuz ama net ve tek bir cevabı yok. Ruhsal yaşımızla takvim yaşımızı dengelemeye çalışırken, ruhsal dönüşüm süreçlerinden geçerken dönüşümümün bir parçası sanıyorum. Biraz da terapi odasının dışına çıkma niyetim vardı, sanıyorum Londra bu vesilelerden biri. Varoluş yolculuğumda dönüşümün özel bir parçası anlamına geliyor.
İstanbul’da “kurulu bir düzeniniz” vardı. Ama valizi alıp yola çıktınız. Londra’ya gelmek planladığınız bir süreç miydi?
İşin tuhafı, planlamadığım bir süreçti. Ama yeni yolculuklara hazır olduğum bir süreç yaşadım diye düşünüyorum. Sanırım zamanı geldi ve ben de buna müsaade edebildim. Ruhsal olarak bir durma halinde olup, gözlemlediğim, üretime geçtiğim bir dönemdi ve sevgili Londra beni davet etti kendine. İkili bir hayatım var artık; uçak bileti takip ediyorum, valizimle yaşıyorum, bir göç halindeyim. Ama aslında göç denilen şey, fiziksel bir durum değil yalnızca. Fiziksel olarak gitmenin yanı sıra kendi içimizde de bir başka tarafa gitmiş oluyoruz. O anlamda, zor olsa da güzel şeyler katacağını düşünüyorum.

“BİR SÜRÜ DUYGU İÇİÇE GEÇİYOR”
Londra’daki hayatınıza dair neler düşünüyorsunuz, nasıl duygular var içinizde? Ya da umut dışında endişeleriniz, korkularınız olmuyor mu?
Tabii ki yarı zamanlı da olsa başka bir ülkeye gitmek gelmek iyi bir duygu regülasyonu ve itici güç gerektiriyor… O itici güçler, beklettiğim yeni şeyleri deneyimlemeye üretmeye isteğimi dinlemem ve bana tüm varlıklarıyla destek olan ailem kardeşlerim ve dostlarım… Londra, yeni doğum sancısından çıkmış ve bu yeni bebeği büyütmeye çalıştığım bir hayat demek benim için. Farklı duygularım oluyor elbette; umutlarım da var kaygılarım da… Ruhumdaki tüm sesleri dinleyip anlamaya çalıştığım bir süreç. Psikoterapistler olarak biz buna kendilik aktivasyonu deriz. Gerçek kendiliğimizi varetme sürecinde dönüşümlere deneyimlere adım atabilme cesareti ve yaratım süreci benim için.
Evet içimde çok fazla duygu var iki yerde yaşam kurma ve yeni başlangıçların belirsizlikleri bazen zor içiçe geçmiş bir sürü duygular… Ama kendimi merkezimde ve iyi hissediyorum yine de bu çok değerli bir duygu durumu benim için. Ve zaten tüm duygu durumları da insani değil mi…

“KENDİMİ BU KENTE AİTMİŞİM GİBİ HİSSETMİŞTİM”
Londra’yı tanıyor muydunuz daha önce, daha önce anılarınız oldu mu bu kentte?
Evet, 10 yıl önce, 3-4 ay kadar Londra maceram oldu. Hayatımın en hoş yazını geçirdim diyebilirim Londra’da. Öğrenciydim ve ailem bana bu olanağı tanımıştı. Kendimi çok iyi hissetmiştim ve bu kente aitmişim gibi güzel günler geçirmiştim. O yüzden Londra’nın hep özel bir yeri oldu içimde.
Peki, başka Avrupa kentlerinin cazibesi yok muydu sizin için?
Elbette pek çok ülke ve güzel kent gördüm Avrupa’da, sevdim de. Paris’i, Prag’ı, Viyana’yı, Budapeşte’yi, Brujü ama Londra farklıydı hep bir duygu bağım oldu , en uzun burda kaldığımdan da olabilir belki bilemiyorum.
Bir gün ben Londra’ya gidiyorum dediniz ve gittiniz de… Çevreden nasıl tepkiler aldınız?
Benimkisi İstanbul-Londra arası bir yaşam formu kurma hali olduğu için çok uç tepkiler almadım. “Bu saatten sonra ne yapıyorsun!” diyen de var, “Güniz harikasın ben cesaret edemezdim” ya da ”Sen git, biz arkandan geliriz” diyen de. Ama genelde desteklendiğimi hissettim hep, özellikle söylemek isterim ki ailemin ve dostlarımın desteği olmasaydı yapamazdım. Desteklenmek hissi çok değerli ve önemli.

“ADETA LONDRA’YA İHTİYACIM VAR”
Londra’da neler yapmayı hayal ediyorsunuz?
Birkaç seçenek var. Konsoloslukla ve derneklerle çalışıp bireysel terapilerin dışında çiftlere, kadınlara, gençlere ve şirketlere neler yapabiliriz diye araştırıyoruz. Birkaç arkadaşımla birlikte workshoplar ve eğitimler düzenlemeyi düşünüyoruz. Bildiğim kadarıyla 400 bin civarında Türk vatandaşımız var onlara yönelik birebir veya gruplar olarak verebileceğimiz hizmetleri düzenliyoruz. Türkiye’de düzenlediğim eğitimleri ihtiyaca göre burda da planlıyoruz. Sanat en beslendiğim alan, özellikle sinema, çalıştığım da bir alan. Sinema, müzik, edebiyat dans, resim, fotoğraf insan ruhunun en özel yansımaları. Anlatacaklarımı bir roman ya da film karakteriyle anlatmanın çok daha kolay olduğunu biliyorum. İnsan bağ kurarak varolan bir canlı, ilişkisel bir varlık. Doğduğumuz andan itibaren bir diğerine ihtiyaç duyuyoruz bağlanma, ilişki kurma, var hissedebilmemiz için en temel gereksinimlerden biri. Her insan gibi benim de böyle zamanlardan geçtiğimi düşünürsek Londra biraz da böyle anlamlara geliyor sanırım… Hem orada hem burada çalışan bir terapist olarak beni zenginleştirdiğini hissediyorum, hocamın hep ankattığı mesleki rölatifliği birebir deneyimliyorum mesela. Bakalım deneyimledikçe göreceğiz.
Londra’da uzun vadede maddi olanakların sürdürülmesi konusunda kaygılarınız var mı?
Bunun da net bir yanıtı yok. Baktığımız yere göre cevaplar değişir tabii. Londra benim için İstanbul gibi güvenlik, rahatlık ve lüks alanım değil. Fakat başlangıç olarak Londra’nın başka şeyler katacağı hissi öncelikli ve olabildiğim özel duraklardan biri olacak. Bu dualitenin zamanla kendi dengesini bulacağını umuyorum. Ama birkaç tane anım var tabii, mesela zor bir günden bir an; Türk lirası ve Paund elimde, bakıyorum ikisi de teknik olarak aynı ama alım gücü anlamında biri diğerinin 7 katı, tuhaf bir his, durdum öyle… ‘Güniz anı biriktirmeyi çok seversin ya, biriktirmeye devam et not et bunları, anlatılacaklara ekle, maceranın içinde hissinde kal’ dedim ve gülümsedim…

KISA KISA NOTLAR:

• Trakyalı öğretmen bir baba ve Egeli ev hanımı bir annenin kızı olarak Manisa’da dünyaya geldi. Baba mesleği olan eğitim alanını seçmiş bir kız kardeşi var. Kuzeni ile beraber üç kız kardeş gibi büyümüşler.
• Psikoloji okudu. Yetmedi, Klinik Piskoloji mastırı yaptı.
• Yetmedi Psikoterapi Enstitüsü’nde merkezi Amerika’da olan Uluslararası Bütüncül Psikoterapi Birliği’nin (SEPI) dört yıllık eğitimlerini bitirdi.
• Psikoterapide kendine zor bir alan seçti; ağırlıklı olarak ilişkiler üzerinde çalışıyor. Ayrıca Duygu odaklı çift terapisti. Evliyseniz, partreniz veya çocuğunuz ile sorunlar sorun yaşıyorsanız, tam size göre bir psikoterapist olabilir.
• Atölyeler yapıyor; Sinema ve psikoloterapi ile ilgili, filmler ve dizi analizleriyle insanı ve ilişiklerini anlamlandırmaya çalışıyor.
• Kendinizi fazla kilolu ya da aşırı zayıf buluyorsanız, başvurabileceğiniz bir adres. Zira yeme bozukluklarına dair araştırmaları var ve hem bireysel çalışmalar hem de workshoplar düzenliyor.
• Tangoseverlerin dikkatine; tango yapıyor. Ege zeybeği gibi tangoyu da seviyor. Hatta Çift Terapisi ile Tangoyu birleştirerek düzenlediği ilişki atölyeleri ve kampları var.
• Kişilere ve şirketlere uygulanan, az zamanda hızlı yol alınıp farkındalık kazandıran ‘‘hücum terapisi’’ ve hem gruplara veya çiftlere hem de kurumsal şirketlere “Ben ve Biz Olmak” workshopları düzenliyor. Bu dengenin anlatıldığı atölyelere katılmak sizin için ilginç bir deneyim olabilir.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.