İşi; teknolojinin insanla en uyumlu halini bulmak

İngiltere’de Microsoft MVP ödülünü ve unvanını 2021 itibariyle 11’ince kez alan 2 kişiden biri olan Mawens Business Solution’ın CEO’su Barış Kanlıca, işletmeleri “Yeni Nesil Organizasyon”lara dönüştürmek için çalışıyor, stratejik yönetim alanında danışmanlık veriyor. Youtube’dan yaptığı programlarla tecrübelerini gençlere aktaran Kanlıca, yaratıcı yazılım projeleri geliştirmenin yanı sıra bol bol okuyor, seyahat ediyor ve baba olmanın keyfini çıkarıyor.

İngiltere’de kurulu Mawens Business Solution’ın CEO’su Barış Kanlıca’nın işi işletmeleri “Yeni Nesil Organizasyon”lara dönüştürmek, firmaların teknoloji ve insan uyumunu en iyi noktaya getirecek çalışmalar yapmak. Microsoft Most Valuable Professional (MVP) ödülünü ve unvanını 2021 itibariyle 11’ince kez alan Kanlıca, aynı zamanda Apple’ın Dijital Yaşam Koçu ünvanına sahip… youtube’dan yaptığı programlarla özellikle gençlere tecrübelerini aktarmayı hedefleyen Kanlıca ile çalışmalarını, İngiltere’deki iş fırsatlarını, kitaplarını, seyahatlerini ve keyifli daha pek çok konuyu konuştuk…

Bize kendinizden bahseder misiniz? Neler yapıyorsunuz?

15 yıldan fazladır profesyonel olarak iş hayatının içerisindeyim. Uzmanlık alanım bir firmanın stratejik olarak temel süreçlerinin planlanması, süreç içerisine insan ve bilgisayar uyumunu sağlayacak şekilde iyileştirmeler yapmak. Temel süreçler kapsamında firmanın faaliyetlerinin ileriye dönük olarak planlanması ve bu plana uygun bir şekilde bilgisayar temelli yazılımsal / donanımsal altyapıların amaca uygun hale getirilmesini kapsıyor. Kısacası benim işim işletmeleri “Yeni Nesil Organizasyon”lara dönüştürmek.

Cardiff Metropolitan University’de MBA yaptıktan sonra University of Oxford‘da FinTech (Financial Technologies – Yapay Zeka ve Veri Bilimi) alanında eğitim aldım. Proje Risk Yönetimi konusuyla da ilgileniyorum. 7 yıldır Londra’da stratejik yönetim konularında danışmanlık yaparak CRM/xRM projeleri geliştirmeye  devam ediyorum. Firmaların teknoloji ve insan uyumunu en iyi noktaya getirecek çalışmalar yapıyorum.

Bugüne kadar yurtiçi ve yurt dışında 150’den fazla firmaya 200’den fazla yazılım projesi geliştirmiş ve bu alanda yaptığım çalışmalardan dolayı 2009 yılından beri Microsoft MVP ödülünü ve unvanını 2021 itibariyle 11 kere almış bulunmaktayım. Yurtiçi ve yurt dışında bir sürü banka, finans ve İngiltere devlet kurumları için danışmanlık yaptım ve eğitimler verdim. Apple tarafından da Dijital Yaşam Koçu unvanını almış bulunmaktayım.

2021 itibariyle 12 ülkede 29 şehirde birçok üniversite, kurum ve etkinlikte konuşmacı/eğitmen olarak bulundum. Bahçeşehir Üniversitesi’nde Misafir Öğretim Görevlisi olarak Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde ders verdim. Tüm dünyada Dynamics 365 hakkında etkinlikler düzenleyen 365 Community’nin de kurucuları arasındayım.

Ne zamandır Birleşik Krallık’tasınız? Şirketinizi ne zaman kurdunuz? Çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

2013 yılında İngiltere’ye geldim ve 2015 yılında kurulan Mawens Business Solution’da CEO ünvanıyla Londra’da yaşamaktayım. Mawens yazılım alanında faaliyet gösteren bir firma. Microsoft Dynamics 365, Power Platform ve Microsoft Teams ürünleri üzerinde “Customer Engagement” platformları geliştiriyoruz. Bugüne kadar Metro Bank, UBS, Beazley Insurance, Cazenove Capital gibi finans kuruluşlarının yanı sıra IKEA, Costa Coffee, Ford, Godiva, Valuation Tribunal Service gibi devlet ve özel sektör firmalarına hizmet verdik.

Microsoft’un iş uygulamaları alanında İngiltere’de 2 kişi Microsoft’tan 11 kere MVP ünvanıyla ödüllendirilmiş durumda, ben de onlardan biriyim. Mawens, şirketleri “Yeni Nesil Organizasyon” olarak değiştirmeye çalışıyor ve organizasyonların gerçek potansiyelini ortaya çıkarmayı ve tüm süreçlerdeki ekiplerdeki kişilerin sisteme zaman ve konum bağımsız olarak erişmesini sağlamayı amaçlıyor.

Ayrıca bizim Türkiye’de geliştirdiğimiz Flexxii adındaki ürünümüz WhatsApp, Facebook, Twitter, Instagram, Web Chat, Web Panel, Anket üzerinden müşterilerinizle doğrudan iletişime geçmenizi, ürün ve hizmetlerinizi tanıtmanızı ve müşteri hizmetleri merkezinizin müşteri memnuniyetini arttırmasını sağlıyor.

Yazılım ve donanımsal olarak hem dünyada hem de Birleşik Krallık’taki ekosistemi anlatır mısınız? Neler değişiyor? Dünya nasıl bir yöne doğru gidiyor?

İngiltere’de IT sektöründe gerçekten güzel fırsatlar var. Bulut teknolojilerinin çok yaygınlaşması ile donanımsal fırsatlar daha çok fiziksel güvenlik ve IoT ürünlerine kaymış gibi gözüküyor. Yazılım alanında ise hem B2C hem de B2B alanında çok fazla yapılabilecek iş var. Son kullanıcının cep telefonuna ulaştırabildiğiniz her türlü yazılım; bu oyun, finans uygulaması, bildirim gönderen herhangi bir uygulama olabilir, çok kıymetli. İş yazılımları konusunda ise çok büyük oyuncular var. Ya onların yanında yer alacaksınız ya da kendi ürün ve hizmetinizi satacaksınız. Her ikisi de kendi içinde zorlu bir süreç. İngiltere’yi Türkiye’den ayıran en büyük fark rekabetin çok büyük olması, tüm dünya buradaki pazarda yer alıp bir şeyler satmak istiyor. Türkiye’de rakibiniz çoğu zaman yerli firmalar olurken burada dünyanın her köşesinden gelmiş bir rakip ile karşılaşıyorsunuz. Dünyaya baktığımızda ise gerçekten zorlu bir süreçten geçiyoruz. İnsanlar ve firmalar lokasyon bağımsız bir şekilde işlerimizi teknoloji sayesinde yürütebileceğini çok iyi bir şekilde hem iş hem de özel hayatlarında gördüler. Pandemi sürecine hızlıca ayak uydurup ürün, hizmet ve müşteri hizmetlerini bizim Flexxii gibi yazılımlarla online ortama taşıyanlar çok büyüdüler. Zaten büyük olan Amazon, Shopify, Alibaba gibi firmalar daha da büyüdüler.

Burada size “Dijital Körlük” kavramını anlatmak isterim. Benim tarafımdan ortaya atılan bir terimdir. Bir işletmenin genel-geçer, merkezileştirilmemiş uçtan uca çözümlerinin olmadığı, dağınık verileri nedeniyle önünü ve geleceğini göremediği kısacası dijital olarak dönüşemediği durumu ifade eder.

Sektöre baktığınızda teknoloji her alanda kendini hissettirirken bundan geri kalan hala süreçlerini online sistemlere adapta edemeyenler maalesef çok yara aldılar. Bu noktadan sonra artık geri dönmeyeceğimizi ve “veri”nin kral olduğunu unutmamak gerekiyor. Artık müşterilerden, sahadan ve üretimden aldığı verileri doğru işleyebilen ve işlediği verilere göre ürün ve hizmetlerini doğru zamanda doğru sunanlar ayakta kalacaklar. Pandemi sürecinde “Dijital Körlük” yaşayan firmalar bunu çok iyi hissettiler ki; devlet yardımları da kesilince veriyi doğru işleyemeyen klasik işletmeler maalesef kapılarına kilit vurmak zorunda kalacaklar.

İngiltere’de durum nasıl? Hangi alanlarda iş fırsatları var?

Çevremdeki ticaret zekâsı yüksek arkadaşlarımdan gördüğüm kadarıyla talebi olan belli ürünleri İngiltere dışından özellikle Türkiye’den getirip piyasaya sürüp talep bitene kadar ya da ellerinde mal bitene kadar satıp ciddi karlar elde edenleri görüyorum. Hatta bu konu Brexit nedeniyle kalıcı hale gelecek gibi görünüyor çünkü özellikle Brexit sonrası Türkiye ile yapılan ticari antlaşmalar bunun sürekliliğini garanti altına alıyor. İki ülke arasındaki kapıların bu şekilde sürekli açık olması bizler için gerçekten çok önemli.

Ayrıca son yıllarda artan oranda Türkiye’den gelen gerçekten nitelikli işinin uzmanı kişiler var. Bence “beyin göçü” olarak tabir edilen bu konu Türkiye’nin aleyhine değil tam aksine lehine olan bir durum. Buraya gelen kişiler zaman içinde oluşturdukları topluluklar vasıtasıyla birbirlerini kollar ve sahip çıkarlarsa özel sektörde veya devlet kademesinde yer alan temsilciler vasıtasıyla sesimiz daha güçlü çıkmaya başladıkça bu hepimizin yararına sonuçlar doğuracaktır. Özel sektörde ise bugün nasıl Microsoft ve Google CEO’ları Hintli kişilerden oluşuyorsa yarın neden bu tepe noktalarda Türkleri görmeyelim. Bu aynı zamanda potansiyel iş gücü de demek.

Her alanda iş fırsatı var ama biz Türkler olarak hem kendimiz hem de topluluğumuz adına en katma değerli işleri seçmeli ve bizden sonra gelecek nesili yani çocuklarımızı da bu alanlarda yetiştirmeliyiz diye düşünüyorum.

İngiltere’de yaşayan ve yeni gelen sektör çalışanları için neler söylersiniz? Nasıl iş buluyorlar?

İngiltere’de IT sektöründe olanları ikiye ayırmak lazım biri genellikle biz Türkler’in Ankara Antlaşması nedeniyle rahat iş buldukları kontrat piyasası, gerçi bu sektör de “IR35” çıkana kadar çok iyiydi, şimdi bu tarafta zorluklar başladı. Diğer tarafta ise kontrat piyasasında olmayan firmalara direkt ürün ve hizmet satanlar var.

Ben iki tarafta da yer aldım. İkisi de kendi içinde yorucu ve yıpratıcı bir süreç. Burada iş haricindeki kültür faktörünü de unutmamak gerekiyor. Türkiye’deyken çoğu insanın yurt dışıyla deneyimi en fazla tatile gitmek olurken birden Kuzey Avrupalı insanların arasında kendinizi buluyorsunuz ve sabah kahvaltılarından tutun da iş kültürüne kadar hareketleri ve alışkanlıkları size çok farklı geliyor. Bu durumda bu kültür şoku içerisindeyken bir de Ankara Antlaşması kuralları gereği şirket sahibi olmanız gerekiyor ve bir sürü evrak ve muhasebe işiyle de karşı karşıya kalıyorsunuz. İşin kötü yanı siz onların gözünde 3. Dünya ülkesinden gelmiş birisiniz ve kimse sizi kırmızı halılarla karşılamıyor.

“IR35” olana kadar kontrat piyasası gerçekten çok rahattı ilk gelenler recruitment agency’ler vasıtasıyla çok rahat iş bulunabiliyordu ama sektör ciddi bir daralmaya girdi ve işler çok zorlaştı artık. Umbrella company gibi yapılarla aşılacak gibi görünüyor ama bekleyip görmek lazım. İşte tam bu süreçlerin içinde bir de iş bulmak, uyum sağlamak gerçekten psikolojik olarak zorlu geçen stresli yıllar demek aynı zamanda. Ama her şey zaman içinde yerine oturuyor.

Pandemi döneminde siz de youtube’dan “Geleceğe Notlar” ve “İngiliz Çayı Türk Kahvesi” adını taşıyan programları yapmaya başladınız… Biraz bu yayınlardan bahseder misiniz?

Barış Kanlıca ile Geleceğe Notlar; Türkiye’deki iş dünyasına dönük, dijital dönüşümden kişisel gelişime kadar geniş bir yelpazeyi içerisinde yapılan sohbetleri içeriyor.

İngiliz Çayı, Türk Kahvesi’nde ise yurt dışında yaşayan ya da yaşamak isteyen kişilere odaklı olarak yurt dışında yaşamanın kendi içindeki dinamiğine yer veriyoruz.

Ben bu iki yayını da “Bir Bilene Sor!” adı altında birleştiriyorum ve aynı zamanda bir Podcast serisi olarak da yayınlıyorum. Bir Bilene Sor! LinkedIn, Youtube, Facebook, Twitter üzerinden canlı yayınlanan bu iki sohbet programlarının podcast versiyonları.

Programın ev sahibi olarak kimi zaman tek başına, kimi zaman bir veya birden fazla konuk alarak gerçekleştirdiğim bu sohbetlerin temel konsepti konunun uzmanına sorular sorarak öğrenmek üzerine kurulu.  İlgi çok iyi şu ana kadar 38 kişiyi konuk ettim ve 50 kişiyi konuk etme hayalim var. Daha sonra formatlarda değişiklik yapmayı planlıyorum ve nefesim yettiğince buna devam etmek istiyorum.

Birleşik Krallık’ta iş yapan bir iş insanı olarak, Türkiye ile İngiltere’yi karşılaştırmak durumunda kalsanız neler söylersiniz?

Biz Türkler duygusal bir milletiz. Bizim için geçmiş değerlerimiz çok önemli, onları kaybetmekten çok korkuyoruz ve geçmişimizde neler yaşanmış olursa olsun geçmişimizle gurur duyuyoruz.

Türklerle kıyaslayınca İngilizler ve diğer Kuzey Avrupa Toplulukları daha soğuk ve iş odaklılar. Doğal olarak burada sözlü iletişim mutlaka bir antlaşma olarak her iki tarafı da bağlayacak şekilde yazıya dönüştürülmeli. Bu açıdan baktığınızda benim gibi bütün günü proje toplantılarında geçen biri olarak şunu açıkça söyleyebilirim ki; toplantıdan sonra toplantıyı yazıya döküp toplantı notu göndermediğinizde bile sorun çıkıyor.

Bu nedenle burada her şey daha sistematik ilerlemekte ve özellikle risk planlaması -ben genellikle yazılım projeleri içinde olduğum için- Türkiye’ye nazaran çok iyi ilerliyor. Sorumluluklar da baştan belli ve herkes kendi üzerine düşen görevi ne eksik ne fazla yerine getiriyor.

Burada her şey Türkiye ile kıyasladığımızda daha yavaş ilerliyor diyebiliriz. Herhangi bir konuda bir otoritenin, devlet kurumları veya belediyeler olabilir karar alması, işleme koyması ve işleyiş çok zaman alıyor ama Türkiye’den farklı olarak bir iş bir kere yapılıyor ve bitiyor. Sonrasında ise uzun yıllar kullanılıyor ama Türkiye burayla kıyaslanınca tam bir yapbozlar ülkesi maalesef. Çok hızlı ve etraflıca düşünmeden karar aldığımız gibi yaptığımız bir şeyi devreye alma konusunda da çok aceleciyiz ve iş tam bitmeden yarım haliyle devreye alıp tabiri caizse “Kervanı yolda düzüyoruz”. Türkler olarak bu kafa yapısını değiştirmemiz gerekiyor. Üreticiyi sıkıştırmadan ve etraflıca ve düzenli hareket etmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Birçok yerde konuşmalar yapıyorsunuz… Size en çok yöneltilen sorular nelerdir?

Türkiye’de Edirne’de Trakya Üniversitesi’nden Elâzığ Fırat Üniversite’sine kadar birçok üniversitede, ayrıca birçok etkinlikte konuşmacı oldum. İngiltere’ye taşındıktan sonra da yurt dışı etkinliklerini de eklersem toplamda 12 ülkede yüzlerce kere sahneye çıkmışım ve şimdi bunlara online olarak devam ediyorum. Bildiklerimi anlatmayı ve özellikle gençlere ilham vermeyi çok seviyorum. “Geleceğe Notlar” yayınımı bile daha çok gençler için yapıyorum diyebilirim.

Şu aralar en çok sorulan sorular ise özellikle Türkiye’ye doğru yaptığım yayınlarda gelen “Yurt dışında proje kültürü ile Türkiye’dekiler arasındaki en büyük farklar nedir?”, “İngiltere’de Ankara Antlaşması ile neler yapılabiliyor, nasıl iş bulunur?” sorularının haricinde işimle ilgili olarak “Dijital Dönüşüm”, Yapay Zeka”, “Dijital Körlük”, “Yeni Nesil Organizasyon” gibi kavramlar da çok sık soruluyor.

CV’nizin başında baba olduğunuz, ayrıca kitap kurdu ve gezgin olduğunuz yazıyor. Baba olmak, çocuklarınız, gezginliğiniz ve kitaplarınız hakkında neler söylersiniz?

Baba olmak tabii ki tarifi imkânsız müthiş bir duygu. Ben prensip olarak hafta sonu bilgisayarımı açmıyorum ve teknolojiden uzak durarak ailemle/ev işleriyle ilgilenmeye çalışıyorum. Doğal olarak da hafta sonları bolca geziyoruz.

Benim gibi sürekli kurumsal firmalarla çalışan bir danışmansanız, konuştuğunuz dile çok hâkim olmanız gerekiyor ki; doğru zamanda doğru şeyleri söyleyebilesiniz. Bu nedenle kitap okuma günlerim ve saatlerim var. Bu saatte kahvemi alır mutlaka notlarımı alarak bir kitabı okurum. Yolculuk esnasında ise sesli kitap dinleyerek vakit geçiriyorum bugüne kadar 1.000 saat üzerinde sesli kitap dinlemişim. Senede en az 15-20 kitap bitirmeden rahat etmem.

Sizden kitap ve seyahat güzergahları tavsiye etmenizi istesek… Neler gelir aklınıza?

Ben distopya ve ütopya kavramları üzerine olan kitapları çok seviyorum bunların başında tabii ki George Orwel’in Hayvan Çiftliği ve 1984 romanları geliyor, sonrasında Fahrenheit 451 (Ray Bradbury), Devlet (Platon), Ütopya (Thomas More) ilk aklıma gelenler. Ayrıca Yuval Noah Harari’nin bizi bize anlatan ve geleceğimizi sorgulatan Homo Deus, Sapiens, 21. Yüzyıl için 21 Ders kitaplarına da değinmeden edemeyeceğim.

Seyahat olarak Birleşik Krallığı Folkstone’dan Inverness’e kadar gezmiş biri olarak diyebilirim ki; her noktası doğası itibariyle muhteşem. Tabii ki Türkiye’deki gibi 4 mevsimi doya doya yaşayamıyorsunuz sonuçta cennet vatanımızın güzelliğine değişilmez ama buranın da kendine has doğasıda gezilip görülmeli. Bunun haricinde fırsatı olanlar benim gibi Amerika’nın doğu ve batı yakasını sahil kesiminden baştan aşağıya arabayla gezmelerini öneririm. Avrupa haricinde Bakü ve Dubai gibi şehirler de kesinlikle farklı bir lezzet veriyor gezenler için.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.