Pandemi sonrası İş Dünyası: POST PANDEMİ

Aşılamanın hızlanmasıyla birlikte kısıtlamaların aşamalı olarak sona erdiği bir döneme girsek de artık iş dünyasında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Pandemi iş dünyasında, tüketici tercihlerinde, yaşama ve çalışma şeklimizde kalıcı değişikliklere neden oldu. İş dünyasının geleceğine dijitalleşme ve otomasyon yön verecek. Büyüğünde küçüğüne firmalar hibrit çalışma modelini benimsemiş durumda. Pandemiyle birlikte panikleyen sermaye piyasaları toparlanıyor. Post pandemi döneminde iş dünyasını bekleyenleri sizler için hazırladık.

 

Covid-19 salgınının ekonomik etkileri, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana hem arzı hem de talebi etkileyen en derin krizlerden biri olarak tarihe geçti. McKinsey salgının en yoğun yaşandığı 2020 yılında gerçekleştirdiği bir araştırmada, kurumların pandemi ile birlikte dijital dönüşüm çabalarında 8 hafta içinde 5 yıllık ilerleme kaydettiğini açıkladı. Pandeminin gölgesinde girdiğimiz 2021 yılına ise aşı damgasını vurdu. Aşılamanın hızlanmasıyla birlikte kısıtlamaların aşamalı olarak sona erdiği “yeni normal” bir döneme girdik.

Kısıtlamalarının gevşemesiyle birlikte günlük hayatımız göreceli olarak eski haline dönmeye başladıysa da, pandemi iş dünyasında, tüketici tercihlerinde, yaşama ve çalışma şeklimizde kalıcı değişikliklere neden oldu. Pandemi sona erse bile artık ne iş dünyasında ne sermaye piyasalarında ne de tüketici tercihlerinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Kendine has dinamikleriyle post pandemi dönemi başladı. Post pandemi döneminde iş dünyasının geleceği ise merak konusu oldu. İş dünyasına yönelik araştırmalar yapan, analizler raporlar yayınlayan McKinsey, “COVID-19: İş Dünyası için Etkileri” başlıklı podcast yayınladı.

Pandemi iş dünyasını şekillendirmeye devam edecek

McKinsey’in yayınladığı podcast’teki bilgilere göre pandemi sırasında yaşanan hızlı değişim, pandemi sonrasında pek çok şeyi mümkün hale getirdi. Şu an ulaştığımız teknoloji ile -hiç duyulmamış bir atılıma gerek olmadan- on yıl boyunca her yıl yüzde 3 ila 4 küresel ekonomik büyüme elde etmek mümkün. Şirketler muhtemel olarak daha esnek tedarik zincirleri geliştirmeye ve sürdürülebilirlik hedeflerini karşılayan yeni yöntemlerle kendilerini toparlanmaya odaklanacaklar. Pandemi dönemi yenlikleri hayatı ve iş dünyasını uzun bir süre boyunca yeniden şekillendirmeye devam edecek.

Küresel yarı iletken kıtlığı büyüyor

Salgın getirdiği yeniliklerim yanış sıra, işletmeleri ve hükümetleri şaşırtıcı bir şekilde art arta gelen tedarik zinciri ve lojistik aksamalarıyla mücadele etmek zorunda bıraktı. Bir yıldan fazla bir süre önce sağlık ardından eğitim ve işyeri sistemlerinin alt üst oluşlarıyla karşı karşıya olduğumuzu biliyorduk ancak sonuçlarını tahmin edemiyorduk. Örneğin; yarı iletken sıkıntısı gibi sonuçları tahmin etmek oldukça zordu. Bugün yarı iletken yani çip kıtlığı giderek büyüyen, küresel bir sorun haline gelmeye başladı. Küresel yarı iletken kıtlığı, pandemi sonrası ekonomik toparlanmayı da tehdit ediyor. 

Özellikle geçen yıldan bu yana pandemi döneminde tüketici elektroniğine olan talebin büyük bir hızla artması kıtlığın en büyük nedeni. İnsanların evlere kapanınca eğitim, iş ve eğlence faaliyetlerini evden yapmaları sonrasında başlayan ve tüm teknoloji dünyasını sarsan darboğaz, ev aletlerinden araç içi elektronik sistemlere, savunma sanayiinden giyilebilir teknolojilere kadar her alanda hissediliyor. Küresel yarı iletken kıtlığının en yoğun olarak etkilediği alanlardan biri de otomotiv sektörü. Üretimi azalttıklarını ve milyarlarca dolarlık gelir kayıplarını zaten açıklamış olan otomobil üreticileri için acil bir sorun oluşturuyor. McKinsey uzmanları, pandeminin başlangıcında araçlara yönelik tüketici talebindeki düşüş de dahil olmak üzere, yarı iletken tedarikçilerinin üretimi diğer ürünlere kaydırmasının yol açtığı kıtlığın nedenlerine de “COVID-19: İş Dünyası için Etkileri” makalesinde yer verdi.

E-ticarette gıda / süpermarket kategorisi büyüyor

Pandemi döneminde yaşanan gelişmelere, zaman zaman artan risklere, kısıtlamalara, karantina uygulamalarına göre tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarının defalarca değiştirdiği gıda marketleri de pandeminin alt üst ettiği bir başka endüstri olarak da McKinsey makalesinde yer aldı. Covid-19 salgını tüketim alışkanlıklarını geri dönülemeyecek şekilde değiştirdi. Pandemi döneminde dışarı çıkmak istemeyen tüketici, ihtiyaçlarını karşılamak için e-ticarete yöneldi. e-ticaret sektöründeki en çarpıcı büyüme, gıda/süpermarket kategorisinde oldu. Bu büyüme sektörü hareketlendirdi. Geleneksel gıda perakendecileri bu alana yatırımlarını artırırken büyümeyi gören e- ticaret siteleri de bu pazara giriş yaptı.

Tesco’nun Orta Avrupa CEO’su Matthew Simister bir röportajda, Tesco’da çevrimiçi satışların, şirketin güçlü bir çevrimiçi iş alanına sahip olduğu Birleşik Krallık’ta ve büyümenin düşük bir tabandan geldiği Orta Avrupa’da iki katına çıktığını söyledi.

Pandemi döneminde, e-ticaret sektöründeki, gıda/süpermarket kategorisinde yaşanan büyüme Avrupa’da geleneksel marketlerin hayatta kalıp kalmayacağı ve başarılı olmak için hangi formatların en iyi şekilde konumlanması gerektiği sorularını da gündeme getirdi.

McKinsey, bol miktarda stoklanmış “indirimli” ürünleri olan, orta büyüklükte, merkezi bir konumda bulunan market modellerini, kazanan modeller olarak belirledi. İşçilik maliyetlerini düşüren ve  e-marketi destekleyen otomatik depo devrimine katılanlar bu sektörde pandemi döneminde öne geçti. Market alışverişini akıllı telefondan yapan tüketicilerin sayıları artmaya devam ederken firmalar bu alana yatırım yapmaya, pazara yeni oyuncular katılmaya devam ediyor.

Hibrit çalışma modeli yaygınlaşıyor

Pandemi, küresel işgücünün büyük bir bölümünü daha önce hiç görülmemiş bir ölçekte uzaktan çalışma deneyimine geçmeye zorladıysa da ve son bir yılda işverenler daha düşük ofis maliyetleri nedeniyle uzaktan çalışmanın avantajlarını benimsemiş durumdalar. Çalışanlar ise önceleri zorunluluk olan uzaktan çalışmayı artık esneklik sunan bir alternatif olarak kabul ediyor. Uzaktan çalışmaya mesafeli olan şirketler dahi hibrit modelde çalışma kararı aldı. araştırmalar uzaktan çalışmanın üretkenliği ve verimliliği de arttırdığını ortaya koyuyor. McKinsey’nin uzaktan çalışan ekiplerin görüşlerini içeren araştırmasına göre; pandemi öncesinde uzaktan çalışmak isteyenlerin oranı yüzde 8 iken, pandemi sonrası yüzde 11’e, hibrit çalışma taraftarlarının yüzde 30’luk payı ise yüzde 52’ye yükseldi. Aşılama çalışmalarının hızlanmasıyla birlikte yeni normale geçen ülkelerdeki faklı büyüklüklerdeki pek çok şirket hibrit çalışma modelini benimsediğini ve yatırımlarına bu yönde devam edeceğini açıkladı.

Facebook, Apple, Google ve UBER gibi global şirketlerin çoğu Eylül – Ekim 2021 itibariyle çalışanlarını haftanın belirli günleri ofislere geri çağırdı. Hatta çok yakın bir süre önce, Google Amerika’daki ofisleri ve veri merkezleri için 7 milyar dolar yatırım yapacağını açıklarken; Apple Kuzey Carolina’da 1 milyar dolar değerinde yeni bir kampüs açacağını duyurdu.

Ancak hibrit çalışma modeli yaygınlaşırken hem çalışan hem de işveren tarafından yeni kritik konular gündeme gelmeye başladı. Cihaz yönetimi, siber güvenlik, uzaktan uygulama erişimi ve veri koruması gibi önemli başlıklar hibrit modelini benimseyen işletmelerin gündemine taşındı.  çalışan tarafında ise işgücünün otomasyona, dijitalleştirme ve diğer teknolojilere uyum sağlama becerisine sahip olması gerekiyor. Dünya Ekonomik Forumu çalışanların yarısından fazlasının 2022 yılına kadar önemli ölçüde yeni becerilere ihtiyaç duyacağı öngörüsünde bulunuyor.

Teknoloji, ortadan kaldırdığı işten daha fazla yeni iş yaratabilir

Covid-19 pandemisinin tüm dünyada yarattığı hızlı değişim, daha önceden öngörülen gelecek projeksiyonlarının da yeniden gözden geçirilmesine yol açtı. McKinsey Türkiye’nin hazırladığı “COVID-19 sonrası ‘İşimizin Geleceği’” konulu podcast’te konuşan McKinsey & Company Yardımcı Ortağı Ezgi Demirdağ, dünyanın geleceğe endişe ile bakanlar ve onu umutla bekleyenler arasında ikiye ayrılmış durumda olduğunu ifade etti. 

Ezgi Demirdağ’ın podcast’te verdiği bilgilere göre; araştırmalar, küresel ölçekte mevcut otomasyon teknolojilerinin uyarlanmasının, dünya ekonomisinin yüzde 50’sini etkileyebileceğini gösteriyor. Bunun oldukça ciddi bir rakam olduğunu belirten  Demirdağ “1,2 milyon çalışana ve 14,6 trilyon dolarlık maaşa denk geliyor. Bu herkesin düşündüğü; ‘Otomasyon geliyor, robotlar geliyor, hepimiz işsiz mi kalacağız?’ gibi bir toplu işsizlik değil, toplu iş değiştirme anlamına geliyor. Aslında tarih tekerrür ediyor diyebiliriz. Teknoloji, tekrar yapıcı bir yıkım içinde, ortadan kaldırdığı işten daha fazla yeni iş yaratabilir.” dedi.

Demirdağ, öngörülerini şöyle anlattı: “Otomasyon, yapay zekâ ve dijital teknolojilerdeki gelişmeler; bizim bütün çalışma şeklimizi, yaptığımız aktiviteleri, başarılı olmak için ihtiyaç duyduğumuz beceri setlerini değiştiriyor ve yeni fırsatlar çıkarıyor. Bu durum, insanların daha az çaba ile daha çok katma değerli işler yaratmasına imkân tanıyor. Bir örnek verecek olursak; 90’larda ATM’ler bankacılık sektörüne girdiğinde, veznedarlara ihtiyaç kalmadı. Bu bankacıların sayısını azaltmadı, tam tersine arttırdı. Çünkü bankacılar kendilerini farklı ve daha katma değerli alanlarda hizmet verecek şekilde geliştirdiler, derinleştirdiler.”

Otomasyon, işgücü pazarını daha esnek hale getirecek

Bugün otomasyonun; sağlık hizmetlerini, eğitimi, trafiği, acil durumlara müdahaleyi ve tüm çevreyi geliştirme potansiyeli olduğuna dikkat çeken Demirdağ “Doğru bir stratejiyle aslında otomasyon, iş yerindeki tehlikeleri azaltabilir. Konut maliyetini düşürebilir. Tüketicilere pek çok alanda fayda sağlayabilir. Genel olarak mesleki memnuniyeti de geliştireceğini öngörüyoruz. Çünkü insanlar, manuel işler yerine daha katma değerli işlere odaklanacak. Bu, işgücü pazarını daha esnek hale getirecek. İnsanlar farklı yerlerde, farklı alanlarda çalışabilir hale gelecek” şeklinde konuştu.

Demirdağ şöyle devam etti: “Otomasyon, ayrıca verimlilik artışı da getirecek. Öyle ki bu verimlilik artışını, aslında kısa dönem için pek çok ekonominin büyümesini sağlayacak lokomotif olarak düşünebiliriz. 2030 yılına kadar, bu verimlilik artışının yüzde 60’ı dijital teknolojinin benimsenmesi ile sağlanabilecek. Kısacası, bu değişim kaçınılmaz ve bu değişimi yaşamlarımızı daha iyi bir hale getirmek için kullanabiliriz. Bu gücü nasıl açığa çıkartabileceğimizi bilmemiz lazım.”

2024 yılına kadar verimlilikte artış beklentisi yıllık yüzde 1

Covid -19 salgınını farklı yönleriyle araştıran McKinsey & Company ayrıca ‘COVID-19 Krizinden Sonra Verimlilik ve Büyüme Geri Dönecek mi? başlıklı raporunu yayınladı. COVID-19 salgınının ekonomik etkileri, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana hem arzı hem de talebi etkileyen en derin krizlerden biri olarak tarihe geçti. MGI, arz ve talep senaryolarını; ülkeler ölçeğinde ve sektörler bazında araştırarak 2024’e kadar verimlilik artışı için potansiyel yolları ortaya koydu.

McKinsey’nin işletme ve ekonomi araştırma kolu olan McKinsey Global Enstitüsü (McKinsey Global Institute – MGI) hazırladığı rapora göre; 2024 yılına kadar verimlilikte yıllık yüzde 1’lik artış potansiyeli öngörülüyor. Bu oranın umut verici olduğunu belirten McKinsey uzmanları, söz konusu potansiyelin, küresel finansal krizden sonra görülen verimlilik artışından iki kat daha fazlası anlamına geldiğinin altını çiziyor. Yapılan hesaplamalar, verimlilikte öngörülen bu artışın; İspanya GSYH’da kişi başı yıllık bin 500 dolar, ABD GSYH’da da kişi başı yıllık 3 bin 500 dolarlık bir yükselme yaratacağını ortaya koyuyor. Uzmanlar bu durumu, pandeminin yarattığı tahribatın ardından orta vadeli büyüme için olumlu bir tablo olarak değerlendiriyor.

Raporun hazırlanması sürecinde; ABD’deki 5 bin 500 şirket, Avrupa’nın altı büyük ekonomisi; Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, İsveç ve İngiltere incelendi. Ulusal verimlilik oranlarında belirleyici rol oynayan 8 sektör; perakende, bilgi teknolojileri, sağlık, bankacılık, ilaç, otomotiv, inşaat ve son olarak da seyahat, ulaşım, lojistik grubu mercek altına alındı. Ayrıca küresel ölçekte yapılmış yeni bir yönetici anketi sonuçlarından yararlanıldı.

En büyük verimlilik artışı sağlıkta bekleniyor

Dijital dönüşüm ve otomasyonun, pandemi döneminde şirketlerin verimlilik artışını daha da hızlandırdığını vurgulayan McKinsey & Company Türkiye Ülke Direktörü Can Kendi, “Çevik organizasyon yapısına geçiş ve yeni iş modellerinin uygulanması da bu konuda öne çıkan fırsat alanları arasında yer alıyor. Ancak, verimlilik artışındaki bu potansiyelin sağlanabilmesi için, şirketler nezdindeki bu eylemlerin daha yaygın ve talebin daha sağlam olması gerekiyor.” dedi

Bu şartlar söz konusu olduğunda, sektörler bazında en büyük verimlilik artışının yüzde 2’lik oranla, sağlık hizmetlerinde yaşanmasının beklendiğine dikkat çeken Can Kendi şöyle devam etti: “Bu artışın arkasında, uzaktan sağlık uygulamalarının yaygınlaştırılması yer alıyor. Dijital ve sanayileşmiş yöntemlerin daha hızlı benimsenmesiyle inşaat alanında da benzer bir potansiyel var. Bunların yanı sıra dijital araçlara, hizmetlere artan talep nedeniyle, bilgi teknolojileri sektörünün ve özellikle büyüyen e-ticaret sayesinde yıldızı parlayan perakende sektörünün de 2024’e kadar yüksek verimlilik potansiyelini koruyacağını öngörüyoruz.”

Telekonsültasyon, telepsikiyatri, telecerrahi gibi tıp teknolojileriyle, iletişim ve video konferans sistemlerini birleştirerek sağlık hizmetinin sunulduğu teletıp kalıcı olacağı ve bu alankdai gelişmelerin devam edeceği de öngörüleri de McKinsey podcast’in de yer alıyor.

Dijitalleşmeyi ve otomasyonu hızlandıran lider şirketler arayı açıyor

McKinsey uzmanları, verimlilik artışındaki potansiyelin yanı sıra pandeminin ekonomik zorluklarının ve şirketlerin tepkilerinin, uzun vadede devam edecek şiddetli talep düşüşlerine neden olabileceğine de ‘COVID-19 Krizinden Sonra Verimlilik ve Büyüme Geri Dönecek mi?’ raporunda yer verdi. Bugüne kadar şirketlerin yüzde 60’ının faaliyetlerinde, üretimlerindeki artıştan ziyade verimliliğe öncelik verdiğini gösteren rapor; dijitalleşmeyi ve otomasyonu hızlandıran lider şirketlerle, diğerleri arasındaki uçurumun daha da genişlediğini ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra uzun vadede istihdam ve gelir üzerindeki baskıların; tüketimi ve yatırımı engellemesi riski bulunuyor. Yatırım yapamayan ve büyümekte zorlanan şirketlerin sayısı çok olursa, verimlilik artışı düşük kalabilir. Genel olarak, önlem alınmazsa, 2024’te; potansiyel arz ile temel talep arasında, yüzde 6’lık bir boşluk oluşabilir ve bunun mali değeri yaklaşık 2 trilyon doları bulabilir.

McKinsey & Company raporunda; şirketlerin ve karar merciindeki yetkililerin ele almaları gereken üç temel soruna dikkat çekiliyor. Verimliliği potansiyel olarak artırabilecek yeniliklerin ve diğer ilerlemelerin sürdürülmesi ve yaygınlaştırılması bunların başında geliyor. İkinci olarak ise verimlilik artışında liderlik edebilecek şirketlerin örnek uygulamaları hayata geçirerek; istihdamı, ortalama ücretleri ve talebi de desteklemesi gerekiyor. McKinsey uzmanlarının önceliklendirilmesini tavsiye ettiği üçüncü konunun da yatırımları hem artırmak hem de doğru yerlere yönlendirmek olduğu vurgulanıyor.

Covid-19 sermaye piyasalarına etkiledi

McKinsey Global Institute (MGI), Covid-19’un iş dünyasındaki etkilini ortaya koyduğu araştırmaların yanı sıra salgının sermaye piyasalarına etkisinin uzmanlar tarafından değerlendirildiği bir podcast yayınladı. Podcast’te yer alan görüşlere göre; performanstaki genişleyen boşluk ve birkaç seçkin şirket arasındaki değer artışı, pandeminin neden olduğu trendlerin hızlandığını gösteriyor. Farklı sektörler ve bu sektörlerdeki şirketler arasındaki performans farkları geçtiğimiz yıl arttı. Bunun başlıca nedenlerinden biri, covid-19 krizinden önce zaten büyük hisse senedi değerlemelerine sahip olan ve o zamandan beri daha da ileriye giden üstün performanslı küçük bir grup idi. McKinsey uzmanları Sean Brown, Tim Koller ve Peter Stumpner’ın, pandemi sırasında sermaye piyasalarının performansının gelecekteki ekonomik ve yatırım eğilimleri hakkında neyi gösterdiğini tartıştığı podcast’de önemli değerlendirmelerde ve öngörülerde bulunuldu.

Hava ve seyahat sektörlerini karantina olumsuz etkiledi

McKinsey Strateji ve Kurumsal Finansman Uygulaması kapsamında kurumsal performans analitiği grubuna liderlik eden Peter Stumpner,  pandemiyle birlikte piyasada yaşanan değişimi anlattı:  “2019’a geri dönerseniz, piyasalar önemli ölçüde yükseldi ve bu ivme 2020’ye kadar devam etti. Piyasalar, yatırımcıların pandeminin önemli bir etkisi olacağını anlamaya başladığı ve piyasaların düşmeye başladığı 19 Şubat 2020’de zirveye ulaştı. Tüm sektörler pandeminin ilk günlerinde keskin bir düşüş yaşadı. Geçen yılın Mart ayının başlarında birkaç gün, yüzde 10’un üzerinde düşüşler görüldü. Mart ortasından sonuna kadar, bir dönüm noktasına geldik. 23 Mart’tan sonra piyasalar toparlanmaya başladı ve Haziran ayına kadar bazı sektörler toparlandı ve daha sonrasında pozitife döndü. Bununla birlikte, havacılık ve savunma sanayii ile hava ve seyahat  vb. sektörler, seyahat yasaklarından ve karantinalardan önemli ölçüde etkilenmeye devam etti. Ekim ayına kadar, bu farklılaşma daha belirgin hale geldi. Bazı sektörler Haziran ve Ekim ayları arasında daha da düşerken, diğerleri sadece iyileşmekle kalmadı ve önemli ölçüde pozitife döndü. Bir krizin başlangıcında genel olarak keskin bir düşüş oldukça normaldir, ancak toparlanma önceden oluşan bazı krizlerden daha hızlı olmuştur. Ayrıca, çoğu sektör bir yıl içinde toparlanırken, üst ve alt performans gösteren sektörler arasındaki fark küçülmedi, aksine büyümeye devam etti. Örneğin, dayanıklı tüketim malları ile havacılık ve uzay arasındaki performans farkı, geçtiğimiz Şubat ayında daha önce hiç olmadığı kadar büyüktü.”

Salgın perakende  yatırımcıların panikletti

Salgın sırasında borsa modellerini değerlendiren Kurumsal Finansman Uygulamasının lideri Tim Koller, “2008 ve 2009’da ve ayrıca 2000’lerin başında da benzer bir model gördük. Ekonomiyle ilgili kötü haberler, perakende yatırımcıları paniğe kapılmasını sağlayıp çok sayıda hisse senedi satmasına neden oluyor. Ancak daha sonra kurumsal yatırımcılar bazı sektörlerin değer kaybettiğini fark ediyor, satın almaya başlıyor ve piyasalar geri geliyor. Geri dönüşler, piyasadaki krizin her sektörü nasıl etkileyeceğini beklenene bağlı olarak ve sektöre göre değişiklik gösterme eğilimindedir. Bu nedenle geçen yıl sektör performansında bu kadar büyük farklılıklar görüldü.” dedi.

Tüketiciler, seyahat için para harcamaya çekiniyor

McKinsey’in Strateji ve Kurumsal Finansman Uygulaması Küresel İletişim Direktörü Sean Brown’un “Fazla nakitin etkisi ne olacak? Özellikle birçok ülkede tüketici tasarruf oranları yükselirken, geçen yıl piyasada çok fazla nakit vardı.” sorusunu cevaplayan Tim Koller “Bu nakit, çoğu yatırımcı olmayan birçok insan arasında yayılıyor. Tüketicilerin bu parayı ne için harcadıklarını ve tasarruf olarak tutup tutmadıklarını görmek ilginç olacak. Ancak bu durum borsaları doğrudan etkilemiş gibi görünmüyor. Asıl önemli olan, şirketlerin nakit yaratma yeteneğidir. Yatırımcılar, tüketicilerin bu nakitten daha fazlasını belirli şirket türlerine harcayacağına inanırsa, hisseleri artacaktır. Örneğin, seyahat ve eğlence sektörü hala toparlanamadı çünkü tüketiciler bir süreliğine seyahat için para harcamaktan çekinebiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Pandemiden etkilenen şirketlerin hissedar getirileri de düştü

“Tüm sektörlerde, hissedar getirileri açısından yelpazenin alt ucundaki şirketler ile üst uçtaki şirketler arasında önemli farklılıklar görüyoruz, farklılıklar bazı sektörlerde daha belirgin. Bunun nedeni, bazı şirketlerin kendi sektörlerinde pandemiden diğerlerine göre çok daha olumsuz etkilenmesidir.” diyen Strateji ve Kurumsal Finansman Uygulaması kapsamında Kurumsal Performans Analitiği Grubu lideri Peter Stumpner şöyle devam etti: “Örneğin eğlence, çevrimiçi oyunların yanı sıra tema parklarını veya kumarhaneleri içerir. Geçen yıl çevrimiçi oyunlar iyi bir performans gösterirken, kumarhaneler ve parklar seyahat yasakları ve sokağa çıkma yasakları nedeniyle başarılı olamadı. Fark, büyük ölçüde, önde gelen dağıtımın tepesindeki şirketlerden kaynaklandı. En alttaki şirketler için özellikle düşük hissedar getirilerinden daha fazla dağılımı genişleten çok yüksek hissedar getirilerine sahip bir şirketler grubu vardı.”

Teknoloji ve ilaç şirketleri son zamanlarda iyi iş çıkardı

Covid-19’un sermaye piyasalarına etkisinin değerlendirildiği podcast’te Sean Brown’un “Daha önce sermaye piyasaları ile ekonominin geneli arasındaki kopukluktan bahsetmiştiniz. Ekonomi derin bir gerileme içindeyken piyasaların neden bu kadar iyi performans gösterdiğini Mega 25 şirketleri dışında açıklayan nedenler var mı?” sorusunu cevaplayan Tim Koller “Mega 25 şirketleri dışında bir diğer neden de ekonominin ve borsanın farklı özelliklere sahip olması. Reel ekonomi, halka açık birkaç şirketin bulunduğu sektörlerde çok fazla faaliyete sahiptir. ABD’de gayrimenkul ve inşaat sektörlerinin büyük bir kısmı halka açık şirketlerden oluşmuyor. Profesyonel ve teknik hizmetler aynıdır; sağlık hizmetleri ve doktor muayenehaneleri de öyle. İstihdama baktığınızda, restoranlar ve konaklama önemli bir rol oynuyor, ancak bu sektörlerde halka açık sadece birkaç şirket var” yorumunu yaptı

Tim Koller şöyle devam etti:

“Halka açık şirketler teknoloji, ilaç, tıbbi cihazlar, finans ve sigorta alanlarında yoğunlaşma eğilimindedir. Bu nedenle, teknoloji ve ilaç şirketleri özellikle son zamanlarda iyi iş çıkarmıştır. Ek olarak, birçok ABD teknoloji ve ilaç şirketi etkin bir şekilde ihracatçıdır, kârlarının çoğunu yurtdışında kazanırlar. Bu da ABD istihdamına doğrudan katkıda bulunmaz, ancak borsa değerlerini etkiler. Bağlantı kesilmesi diğer pazarlarda olduğu kadar aşırı değil.”

 

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.