Salgın sonrası bizi nasıl bir dünya bekliyor?

Covid-19 salgını sürecinde yaşananlar ve sonrasındaki beklentiler konusunda üretilen senaryoların hangisinin hayat bulacağı, toplumsal yaşamda ağırlık kazanacağı henüz netleşmiş değil. İleri sürülen senaryolar üzerinden görüşler sunulmaya devam ederken, dünyada farklı alanlarda çalışan uzmanlar tarafından da  yeni fikirler ortaya koyuluyor. Ancak ABD’de olduğu gibi beklenmeyen olayların yaşanması, dünyanın farklı coğrafyalarından ileri sürülen öngörülerin de sürekli revize edilmesine neden oluyor. Salgının başlarından yapılan tartışmaların yerini bugün yepyeni öngörüler aldı.

 

Peki yaklaşık 4 aydır dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınının etkisi ne oldu? Bu sorunun cevabını çeşitli raporlarla ortaya konuyor.
TSKB Sürdürülebilirlik Danışmanlığı – ESCARUS, Covid-19 salgınının çok yönlü etkisini değerlendirdiği “Bir Eko-Sosyal Kriz Olarak Covid-19 Salgını ve Sürdürülebilirlik” başlıklı bir rapor hazırladı. Raporda ekonomi, teknoloji, eğitim, politika, yönetim ve çevre gibi alanlarda yaşanan dönüşüme ve beklentilere detaylarıyla yer verildi.
Raporda, Covid-19 salgınının yayılma hızını çeşitli ekonomik kayıplar vererek yavaşlatan hükümetler için en büyük riskin öngörülemezlik olduğuna dikkat çekildi. Salgınla ilgili pek çok faktörün hâlâ tam olarak aydınlanmamış olduğu belirtilirken, iş modellerinden eğitim sistemine, tekno-kültürel çerçeveden tüketim örüntülerine kadar pek çok alanın yeni bir rotaya evrileceği öngörülüyor. Rapora göre; salgın boyunca pratiği yapılan yeni iş modellerinin, azaltılan seyahatlerin, denenen teknolojilerin yanı sıra toplum genelinde sergilenen dayanışmacı tutumların, doğayla ilgili duyarlılıkların ve sorumlu davranışların salgın sonrasında da olumlu izdüşümleri olacak.

 

Yerli tedarik zincirlerine ilgi artacak

Covid-19 salgınının pek çok sektörde yaratacağı etkilerin detaylı anlatıldığı raporda dünyada değişim yaşanacak alanlar aşağıdaki gibi sıralanıyor:
Pek çok ülke küresel değer zincirindeki kırılmalardan hareketle bazı endüstrilerde ulusal tedarik zinciri yaratma arayışında olacak, özellikle kritik önemdeki çeşitli bileşenlerin yerli tedarik yoluyla karşılanması yönünde bir arayış baş gösterecek.
Gelişen şartlara hızla uyum sağlamak için teknolojinin önemi giderek artacak; Endüstri 4.0, karanlık fabrikalar ve nesnelerin interneti gibi kavramlar daha çok tartışılacak; hız kazanan Ar-Ge ve inovasyon çalışmaları sağlık hizmetlerinden üretime, ofis otomasyon sistemlerinden akıllı şehir tasarımlara kadar pek çok alana dokunacak.
İş modelleri değişecek, finansal risklerin yanı sıra çevresel ve sosyal risklerin de gözetileceği iş modelleri ön plana çıkacak. Uzaktan çalışma, esnek çalışma, iş amaçlı seyahatlerin azaltılması ve sürdürülebilirlik hassasiyetlerinin yükselmesi gibi salgın sürecinde öne çıkan tutumlar kalıcı hale gelecek.
Salgınla popüler olan uzaktan eğitim modeli artarak ve yaygınlaşarak uygulanmaya devam edecek. Güçlü internet bağlantısı ve yeterli donanımı olmayan öğrencilerin yaşadığı sorunlar küresel gelir adaleti tartışmalarının baş köşesinde yer alacak.
Markaların salgın döneminde izledikleri politikalar tüketicilerin salgından sonraki satın alma davranışlarını yakından etkileyecek.
Yönetişim dinamiklerinde değişimler gözlenecek. Küresel dayanışma, salgının hız kesmesini ve hasar tespitini takiben öne çıkacak. Ulus-devletlerin ekonomide daha belirgin bir rol oynadığı ve önceliklendirmede yönlendirici bir rol oynadığı görülecek. Küreselleşme çoklu bir niteliğe doğru ve bölgesel dinamikleri de dikkate alan yeni bir forma evrilecek.
Dünyada demokrasiden uzaklaşma yönünde güçlü bir eğilim gözlenmeyecek, bu yönde endişeye neden olan uygulamaların geçici olduğu anlaşılacak. Salgın sonrasında AB entegrasyon ve ortak tedbirler konusunda ciddi bir yeniden yapılanmaya yönelecek. Çin ve ABD arasındaki kutuplaşmanın sürmesi de sürpriz sayılmayacak.

Dünyada 1,6 milyar kişi işsiz kalabilir

Raporda yer verilen ve Mart ayının başlarında yapılmış olan bir ankete göre, 1.500 katılımcının %56’sı kendilerini koronavirüsün yaratacağı etkilere karşı “kısmen hazır” hissettiğini söylüyor. Katılımcılardan sadece %12’si “çok hazır” olduğu cevabını verirken %11’i ise “nispeten veya çok hazırlıksız” olduğunu itiraf ediyor. Salgının şirketler için domino etkisi yaratarak birçok risk tipini tetiklediği düşünüldüğünde, şirket içindeki tüm fonksiyonların birlikte katkı sağladığı bir risk haritalandırması yapmanın ve risklerin birbirinden bağımsız olmadığını unutmadan hareket etmenin önemi anlaşılıyor.
Ayrıca gelişmiş risk yönetimi uygulayan şirketlerin, kazandıkları doğrudan faydalara ek olarak; finansmana erişimde kolaylık, marka itibarlarının artması ve çalışan bağlılığı gibi dolaylı faydalar da edineceği belirtiliyor.
Raporda salgının işgücü piyasalarına etkisinin de altı çiziliyor. Verilerin 1,6 milyar çalışanın işsiz kalma riskiyle karşı karşıya olduğuna ve 2020 yılı ikinci çeyreğinde çalışma sürelerinde yaşanacak değişimin ABD’de %12,4; Avrupa ve Orta Asya’da ise %11,8 olabileceğine işaret ettiği belirtiliyor.

Fırsat eşitsizliği daha da belirginleşiyor

Raporda fırsat eşitsizliğinin Covid-19 krizi sırasında etkisini daha şiddetli bir şekilde gösterdiğinin altı çiziliyor. ABD verilerine göre maaş dağılımının en alt çeyreğinde bulunan çalışanların %9,2’si, en üst çeyrektekilerin ise %61,5’i uzaktan çalışabiliyor. Dezavantajlı gruplardan olan göçmenler, kriz zamanlarında ekonomik ve temel hizmetlere erişim konusunda zorluklarla daha fazla karşılaşırken, kadınlar sağlık ve sosyal hizmet sektörü çalışanlarının %70’ini oluşturmaları dolayısıyla işleri gereği salgının ön saflarında bulunuyor.

Salgının çevreye olan pozitif etkisi tersine dönecek

Salgının çevreye olan etkisine geniş bir şekilde yer verilen raporda, salgın sürecinde tercih edilen tek kullanımlık ürünlerin, salgından önce kullanılan muadillerine göre çok daha sık ve daha fazla atık oluşturduğuna dikkat çekiliyor. Wuhan’da salgının en fazla sayıda insana ulaştığında, günde 200 tonun üzerinde tıbbi atık ortaya çıktığı belirtilirken, Türkiye’de sürecin, vakaların görülmesinin ardından Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan üç genelge kapsamında yürütüldüğü ifade ediliyor. Geri dönüşüm faaliyetlerinin ise virüsün yayılmasına neden olma endişesiyle büyük ölçüde askıya alınmış durumda olduğu görülüyor. Durma noktasına gelen küresel ekonomi, seyahat ve ulaştırma hizmetleri nedeniyle 2020 yılında sera gazı emisyonlarının %5’in üzerinde azalacağı öngörüsüne yer verilen raporda, salgın sonrası normalleşme döneminde atılacak agresif adımların iklim değişikliği üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratarak salgından korunma sürecinde yaşanan pozitif ivmeyi tersine çevirebileceği riski dile getiriliyor.

Ekonomide iniş sert oldu, yükseliş yavaş olacak

ESCARUS’un raporunda da gördüğümüz gibi dünyayı çok da güzel günler beklemiyor.
Ekonomi uzmanları ve reel sektör yetkilileri, koronavirüs salgınının küresel ekonomi üzerinde yarattığı tahribatın giderilmesinin ve toparlanma sürecinin ilk tahminlerden daha uzun sürebileceği uyarısında bulunuyor. Yapılan tahminlere göre, toparlanma sert inişin ardından gelen hızlı bir yükselişi sembolize eden “V” şeklinde olmayacak. Aksine dünyayı, spor giyim markası Nike’ın logosundaki gibi, sert inişin ardından zamana yayılan ve uzun süren bir çıkış dönemi bekliyor.

Normalleşme beklenenden daha yavaş

Amerikan Wall Street Journal (WSJ) Gazetesi, toparlanmaya ilişkin yapılan tahminlerin kötüleşmesinde, başta Batılı ülkeler olmak üzere getirilen sosyal mesafe kuralları ve kısıtlamaların uzun sürmesi ve salgının etkilerinin görüldüğü aylara ilişkin gelen ekonomik verilerin beklentilerden kötü bir tablo çizmesinin etkili olduğu belirtti. Haberde, havayolu şirketleri ile eğlence sektörü gibi bazı eğlence sektörlerinin kısıtlamalardan dolayı ciddi kayıplar yaşadığına dikkat çekilirken, perakende başta olmak üzere bazı sektörlerde de tüketici alışkanlıklarındaki değişimin etkilerinin görüleceği ifade edildi. Havayolu şirketleri, operasyonlarını yeniden yapılandırmak için bir dizi önlem almaya başladı. United Airlines, Ekim ayından başlayarak beyaz yakalı işgücünü yaklaşık yüzde 30 azaltacağını açıkladı ve British Airways de 12 bin çalışanını işten çıkaracağını söyledi. Wall Street Journal (WSJ) haberine göre; senaryoların karamsarlaşmasında, bazı ülkelerin normalleşme sürecine beklenen daha yavaş bir şekilde geçmesi de rol oynuyor.

 

Normalleşme bir kaç yıl sürebilir

Dünyanın en büyük gıda üreticilerinden Nestle’nin CEO’su Mark Schenider, “Hızlı bir toparlanma süreci yaşanmayacak. Bu durumun etkileri birkaç çeyrek, hatta birkaç yıl bir devam edebilir” dedi. Kısıtlamalar kaldırılmaya başlansa bile, konser ve spor müsabakaları gibi geniş katılımlı etkinliklerin aylarca yapılamayacağı belirtiliyor.
Mağaza ve restoranlar da açıldıklarında sosyal mesafe kuralarının uygulanması nedeniyle daha az müşteri kabul edebilecek. Tüketicilerin de hastalık kapma korkusu ve riskinden dolayı eski alışkanlarına dönmelerinin zaman alabileceği düşünülüyor.
Pazar araştırma şirketi Coresight Research’ün yaptığı bir araştırma, ABD’lilerin yüzde 70’inden fazlasının kısıtlamalar kaldırıldıktan sonra dahi bazı kamusal alanlara gitmeyi düşünmediklerini ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 50’sinden fazlası da alışveriş merkezlerine gitmeyeceğini söyledi.
Perakende şirketleri, tüketicilerin daha ucuz ürünlere yönelmesini ve kısıtlamalar sona erdikten sonra bile uzunca bir süre daha tutumlu davranmasını bekliyor. Gıda, kişisel bakım ve hijyen ürünleri üreticisi Unilever’in CFO’su Graeme Pitkethly, WSJ’ye yaptığı açıklamada, “V şeklinde bir toparlanma gösteren senaryolarımızın tamamını kenara koyduk. Muhtemelen Covid-19 ile uzun bir dönem birlikte yaşayacağız” dedi.

Hem ABD hem Avrupa’da daralma bekleniyor

ABD ve Avrupa’da yapılan makroekonomik değerlendirmeler, ekonomik faaliyetlerin 2019 düzeylerine geri dönmesinin en erken 2021 sonundan itibaren olacağı yönünde.
Deutsche Bank, ABD’de koronavirüs salgını nedeniyle kaybolan üretim ve istihdamın yalnızca yüzde 30 ile 40 arasındaki bir bölümün yılsonuna kadar geri alınabileceği tahminini yaptı. Bankanın tahminlerine göre, ABD ekonomisinin bu yıl yüzde 7,1 küçülmesi ve salgın öncesi düzeylerine de en erken 2022’de dönmesi bekleniyor. Ancak son yaşanan olaylar sonrasında bu rakamlarında da revize edilmesi gerekebilir.
Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) 57 ekonomistin katılımıyla yaptığı ankette de Euro Bölgesi’nin bu yıl yüzde 5,5 küçülmesinin beklendiği belirtildi. Beklentilere göre, önümüzdeki yıl büyümenin yalnızca yüzde 4,2 seviyesinde olması ve toparlanmanın 2022’ye kadar sürmesi öngörülüyor.

 

Ekonomik depresyon sonrası gıda krizi kapıda

“Devletlerin salgına karşı almaya başladığı önlemler, dünya ekonomisinin sorunlarını, kolaylıkla ‘küresel depresyon’ olarak tanımlanabilecek bir düzeyde ağırlaştırdı” diyen İktisatçı Ergin Yıldızoğlu, Covid-19 hastalığının tetiklediği sert ekonomik sarsıntıların yanı sıra henüz ülkelerin odağında olmasa da tartışılmaya başlanan gıda krizine dikkat çekiyor.
“Başlangıçta salt ekonomik göstergelere bakarken, koronavirüs salgınının yaratmaya başladığı gıda krizi riski gözden kaçmıştı. Şimdi bu risk tartışmaların gündemine girmeye başladı” diyen Yıldızoğlu, potansiyel bir gıda krizinin üç boyutu olduğunu ifade ediyor.
Yıldızoğlu’nun anlatımıyla ele alınması gereken birinci boyut şöyle: “Tarım, tarıma dayalı sanayi ve hayvancılık alanında, Batı Avrupa ve ABD’de üretim, işleme, paketleme taşıma ve boşaltma alanlarında Covid-19 etkisiyle çok ciddi dar boğazlar oluşuyor. Tarım ve hayvancılık, özellikle taze sebze, meyve üretimi ve rekoltesi ülkeler arası göçmen ve mevsimlik iş gücü hareketine dayanıyor.
Üretilenlerin sınır ötesi taşınması gerekiyor. Covid-19 bu hareketleri durdurdu, tedarik zincirlerini kopartmaya başladı. Bu zincirler gelişmiş ülkelerin halkının beslenmesi için gereken gıda mallarını, mevsimlik işçi hareketleri de işçilerin geldiği ülkedeki beslenmeyi finanse eden geliri sağlıyor.”

Ergin Yıldızoğlu

Önce herkes kendi halkının doyuracak

İkincisi; dünyanın her yerinde özellikle ABD ve Avrupa’da süpermarketler, özellikle gelişmekte olan ülkelerden getirilen ürünler sayesinde vatandaşlarını refah düzeyine uygun gıda ürünleri sunabiliyorlar. Tedarik zincirleri koparken hem süpermarketlerin rafları boşalıyor hem de raflardaki ürünlerin fiyatları artıyor. Böylece özellikle, nüfusun düşük gelirli kısmının gıda rejimi olumsuz yönde etkilenmeye başlıyor.
Bu madalyonun öbür yüzünde, tedarik zinciri kırılırken, zincirin üretim ucunda, satılmadan kala ürünler var. Bu ürünlerin, fiyatlarının dolayısıyla tarım emekçilerinin ve çiftçisinin gelirlerinin düşmeye, beslenme sorunlarının artmaya başlaması var.
Üçüncü boyut ise; buğday, mısır, pirinç, şeker gibi stratejik ürünleri üreten Rusya, Vietnam, Kazakistan benzeri ülkelerin, koronavirüs salgınında kendi halkını doyurma kaygısıyla ihracat kısıtlamalarına gitmeye başlamasıyla ilgili. Ergin Yıldızoğlu, bu refleks henüz çok güçlü olmasa, olduğu kadarıyla Mısır, Cezayir, Afrika’da Sahra Altı ülkeleri gibi büyük ölçüde gıda ithal eden görece yoksul ülkelerde hem fiyat hareketleri hem de tedarik sorunları açısından kaygı yarattığına dikkat çekiyor.
“Tarih gıda krizleriyle gerek ülkelerin içindeki gerekse ülkeler arasındaki siyasi gerginliklerin, istikrarsızlıkların artışı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu gösteriyor” diyen Yıldızoğlu, son olarak şunları söylüyor: “Kitlesel test ve aşı sorunları aşılamadığı taktirde ekonomilerin, tedarik zincirlerinin yeniden hareketlenmesi olanaksız. Bu durumda, Covid-19’un ekonomik etkilerinin siyasi sonuçlar yaratma olasılığı da artıyor.”

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.