Simit Ekonomisi / DOUGHNUT ECONOMICS

Türkçeye “simit ekonomisi” olarak geçmiş olan “doughnut economics” modeli ilk kez 2012 yılında, o zamanlar Oxford Üniversitesi’nde ekonomist olan Kate Raworth tarafından tanımlandı. 2017 yılında bu teorisini detayları ile anlattığı kitabı “Simit Ekonomisi: 21.Yüzyıl İktisatçısı Gibi Düşünmenin Yedi Yolu” adıyla Tellekt tarafından Türkçe olarak da yayınlandı.

 

21. yüzyılın bir yenilikler ve farklılıklar çağı olacağı zaten tahmin ediliyordu. 20. Yüzyılın son otuz yılında farklı disiplinlerden bir çok teorisyen 21. yüzyıla dair öngörülerini paylaşırken bu çağı farklı isimlerle tanımlıyorlardı: “Uzay Çağı”, “Teknoloji Çağı”, “Refah Çağı”, “Ölümsüzlük Çağı”, “Barış Çağı”, “Zenginlik Çağı”, “Mutsuzluk Çağı”, “Yalnızlık Çağı”, “Bireysellik Çağı”, “Diktatörler Çağı” ve daha fazlası.

Kate Raworth

Aslında, biraz geriye çekilip baktığımız zaman yirmi yılını geride bıraktığımız bu yüzyıla dair öngörülerde kimsenin yanılmadığını ancak kimsenin hiçbir şeyi öngöremediğini gözlemiyoruz. Belki “Hepsinden Biraz Çağı” ya da “Ortaya Karışık Çağı” daha iyi anlatabilir iniş ve çıkışlarıyla geçen yirmi yılı.

Ancak, hangi açıdan değerlendirilirse değerlendirilsin, çeşitli görüş ve disiplinlerden hemen hemen tüm uzmanların, yaklaşık 200 yıldır inşa edilmekte olan kapitalizm merkezli ekonomik modelin ve demokrasi merkezli idari modelin sürdürülebilir olmadığı konusunda uzlaştıkları söylenebilir.

Peki alternatif var mı? Olmaz mı? Her zaman. Alternatifler yaratmak insan türünün hayatta kalabilmesinin tek nedeni, belki de…

Demokrasiyle ilgili alternatifleri başka bir yazıya bırakarak, bugün bir alternatif ekonomik modeli anlatmak istiyorum.

Türkçeye “simit ekonomisi” olarak geçmiş olan “doughnut economics” modeli ilk kez 2012 yılında, o zamanlar Oxford Üniversitesi’nde ekonomist olan Kate Raworth tarafından tanımlandı. 2017 yılında bu teorisini detayları ile anlattığı kitabı “Simit Ekonomisi: 21.Yüzyıl İktisatçısı Gibi Düşünmenin Yedi Yolu” adıyla Tellekt tarafından Türkçe olarak da yayınlandı.

Raworth, önermesini simit şeklinde bir diyagram ile modelliyor ve önermesini şu şekilde tarif ediyor: Simit özü itibariyle şöyledir: Kimsenin altına inmemesi gereken bir toplumsal tabanla kimsenin ötesine geçmemesi gereken, küresel baskıların yarattığı ekolojik tavan. Herkesin güvenli ve adil bir şekilde yaşayacağı alan bu ikisi arasında kalmaktadır. Simidin iç halkası (yani toplumsal tabanı) kimsenin eksik bırakılmaması gereken on iki temel ihtiyacı sıralar. Bu on iki temel ihtiyaç şunlardır: Yeterli miktarda gıda; temiz su ve düzgün bir sıhhi temizlik; enerjiye ve temiz yemek pişirme imkanlarına erişim; eğitime ve sağlığa erişim; düzgün barınma şartları; asgari bir gelir ve düzgün bir iş; son olarak bilgi ve toplumsal destek ağlarına erişim.

Ekonomistin web sitesi şu cümlelerle açılıyor: İnsanlığın 21. yüzyıl mücadelesi, gezegenin imkanları dahilinde herkesin ihtiyaçlarını karşılamaktır. Başka bir deyişle, hiç kimsenin (yiyecek ve barınmadan sağlık ve politik sese kadar) yaşamın temellerini eksik bırakmamasını sağlarken, toplu olarak, temelde bağlı olduğumuz Dünya’nın yaşamı destekleyen sistemleri -istikrarlı bir iklim, verimli topraklar, koruyucu bir ozon tabakası ve benzeri- üzerindeki baskımızı aşmamak. Sosyal ve gezegensel sınırların simidi, bu meydan okumayı tanımlamak için oyuncu bir ciddi yaklaşımdır ve bu yüzyılda insanlığın ilerlemesi için bir pusula görevi görür. Daha fazla detay için https://www.kateraworth.com sitesini ziyaret etmenizi ve İngilizce orijinalinden ya da Türkçe edisyonundan kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.

Hollanda’nın en popüler şehri olan Amsterdam, simit ekonomisi modelini şehirde yaşayan herkes için temel kaynaklara erişimi sağlayabilmek ve bunu yaparken de ekolojik bir yaklaşımla Dünya’ya verdiği zararı minimize etmek için uygulamaya çalışıyor.

Peki, simit ekonomisi uygulanabilir bir model midir? Bir şehir bunu yaşayarak öğrenmeyi tercih etmiş durumda ve şimdilik her şey yolunda gözüküyor. Hollanda’nın en popüler şehri olan Amsterdam, simit ekonomisi modelini şehirde yaşayan herkes için temel kaynaklara erişimi sağlayabilmek ve bunu yaparken de ekolojik bir yaklaşımla Dünya’ya verdiği zararı minimize etmek için uygulamaya çalışıyor. Yazının sonunda Time’da yayınlanan konuyla ilgili detaylı haberden (https://time.com/5930093/amsterdam-doughnut-economics/) sadece bir paragrafı buraya alacağım:

Sürdürülebilirlik ve Şehir Planlamasından Sorumlu Vali Yardımcısı Marieke Van Doorninck, simitin bir keşif olduğunu söylüyor: “Ben Thatcher dönemlerinde, Reagan dönemlerinde, ekonomik modelimize alternatif olmadığı düşüncesiyle büyüdüm” diyor. “Simit teorisini okumak benim için bir ‘evreka’ anıydı. Bir alternatif var dedim kendi kendime. Ekonomi bir sosyal bilimdir, doğal bir bilim değil. İnsanlar tarafından icat edildi ve insanlar tarafından değiştirilebilir.”

COVID-19’un onulmaz etkisiyle daha da hızlı harekete geçen Amsterdam’ın peşinden Brüksel, Kopenhag gibi şehirler de simit ekonomisi modelini ciddi olarak inceliyorlar ve uygulamaya geçmeyi planlamaya başlamış durumdalar. Tüm bu şehirler, Raworth’un kurduğu DEAL (Doughnut Economics Action Lab) ile birlikte çalışıyorlar. DEAL ile ilgili detaylara www.doughnuteconomics.org  adresinden erişebilirsiniz.

Sonuçta, insanlık olarak kendimizi soktuğumuz bu yol çıkmaz değil. Alternatifler var ve mahkûm değilsiniz. Karar vermek size kalıyor. Değişime ve onun parçası olmaya cesaretiniz var mı yoksa korku duvarlarınızla korunduğunuz dünyanızdaki rahatsız edici konforunuzda her şeyin yolunda olduğunu kendinize tekrarlamaya devam mı edeceksiniz?

 

Doruktan Türker
PureMind Advising Services,
Senior Consultant | Owner
No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.