Türk Lirası’nda TARİHİ DEĞER KAYBI

Türk Lirası son günlerde 2001 krizinde yaşanandan daha fazla değer kaybına uğradı. Yükseliş seyri Kasım ayında rekor seviyelere ulaşırken TL; dolar, euro ve sterlin karşısında son altı ayda yüzde 50 civarında değer kaybetti. Dr. Özlem Özarslan Saydar’a göre, faizlerin düşmesiyle artan döviz talebi ve bağımsızlık tartışmalarının gölgesinde başlayan kış mevsimi zor geçeceğe benziyor.

Türk Lirası son günlerde 2001 krizinde yaşanandan daha fazla değer kaybına uğruyor. Bir süredir devam eden yükseliş seyri Kasım ayında rekor seviyelere ulaştı ve TL dolar, euro ve sterlin karşısında son altı ayda yüzde 50 civarında değer kaybetti. Merkez Bankası ise “dalgalı kur rejimi altında kur seviyesine ilişkin taahhüdümüz yok” dedi.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) Eylül, Ekim ve Kasım aylarında piyasaların beklentisinin aksine toplamda 400 baz puan faiz indirimine gitmesi, TL’deki değer kaybını hızlandırdı. Uzmanlar, enflasyonun yüzde 20’ye yakın olmasına rağmen TCMB’nin faizleri yüzde 15 seviyesine çekmesinin, TL üzerindeki baskıyı artırdığını ifade ediyor. Yüksek kur ile beraber ihracatın artırılması amaçlanan modelde enflasyondaki yükseliş göz ardı edilirken, ekonomistlere göre artık bundan sonra kurun ulaşacağı seviyeyi tahmin etmek çok güç.

Son gelişmelerle ekonominin ve döviz kurlarının nereye gideceğini Altınbaş Üniversitesi, Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Özlem Özarslan Saydar, Turkish British Dergi için değerlendirdi.

Son bir haftadır yaşanan dövizdeki artışlara kur krizi denebilir mi? Neler oluyor ve neler olacak?

Son bir haftada özellikle de 23 Kasım itibarıyle kurlarda yaşanan aşırı volatiliteyi kur krizi olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır. Döviz krizleri para birimlerinin değerindeki ani ve yüksek frekanslı değişimleri ifade eder. Ancak krizler bir anda patlak veren olaylar gibi görünse de aslında krize zemin hazırlayan etkenlerin oluşması genellikle uzunca bir süreç gerektirir. Burada Türk Lirası’nın uzun süredir değer kaybı yaşayan bir para birimi olduğunu hatırlamak gerekir. Mart 2021’de Merkez Bankası başkanının ani bir şekilde görevden alınmasıyla finans piyasalarındaki iyimser hava yerini negatif beklentilere bıraktı. Merkez Bankasının bağımsızlığı tartışılmaları ekonomideki risk algısını yükseltirken Ekim ayı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında alınan kararla politika faizlerinin 200 baz puan birden düşürülmesi döviz piyasalarındaki hareketliliği iyice arttırdı. Son olarak Kasım ayı toplantısında da Merkez’in 100 baz puan (bp) daha faiz indirmesi ise bardağı taşıran son damla oldu. Dolar/TL 10 TL bandının üzerine çıktı. 23 Kasım’da kurlarda görülen aşırı volatilite ve yaşanan tepki alımlarının da etkisiyle USD/TL de 13,50 seviyelerini gördük. Piyasalarda bütün bunlar olurken, siyasi otoritelerin ve para otoritesinin faiz karşıtı söylemleri yineliyor oluşu olumsuz beklentileri tetikledi ve kurlarda yukarı yönlü hareketin nerede yavaşlayacağının veya duracağının dahi öngörülemez olması kur krizinin yaşanmasına neden oldu. Faizlerin düşmesiyle artan döviz talebi ve bağımsızlık tartışmalarının gölgesinde başlayan kış mevsimi zor geçeceğe benziyor. Zira Aralık ayında gerçekleşecek PPK toplantısında Merkez Bankası’nın yeniden faiz düşürmesi hala güçlü bir beklenti. Tabi hikaye sadece faiz indirildi kurlar fırladı gibi algılanmamalı. Bir ülkenin parası bu kadar değer kaybediyorsa orada ciddi bir güven sorunu var demektir. TL’nin bu kadar değer kaybetmesinin altında ülke riskinin, ekonomik ve politik risklerin çok yükselmiş olması yatıyor, bu ise ülkeye ve TL’ye olan güveni azaltıyor. Eskiden risk arttığında swap faizleri de artardı ve yerli yatırımcının aldığı döviz yabancıların satışıyla dengelenirdi, şimdi böyle bir imkan da sözkonusu olmadığı için bütün umutlar cari dengeye bağlanıyor, Merkez Bankası’nın elinde ateşi söndürecek döviz bulunmadığı için de sert hareketler kaçınılmaz oluyor. 

Eskiden risk arttığında swap faizleri de artardı ve yerli yatırımcının aldığı döviz yabancıların satışıyla dengelenirdi, şimdi böyle bir imkan da söz konusu olmadığı için bütün umutlar cari dengeye bağlanıyor, Merkez Bankası’nın elinde ateşi söndürecek döviz bulunmadığı için de sert hareketler kaçınılmaz oluyor.

 

Rekor seviyelerdeki kur aşağı iner mi, yani buradan dönüş var mıdır?

Bu seviyelere çok hızlı gelindi ancak belirttiğim gibi bu bir süreç meselesi, krizi hazırlayan etkenler uzun süredir bu günlere zemin hazırlamaktaydı. Ekonomilerde her zaman daralmaların, finansal darboğazların, streslerin ve nihayet krizlerin yaşanması mümkündür, ancak nasıl ki bugüne bir günde gelinmediyse toparlanma da bir günde ya da bir haftada yani çok kısa vadelerde olmayacaktır. Ekonomide iyileşme de süreç gerektirir. Ekonomik ve finansal davranışlar beklentilerle yakından ilişkilidir. Genellikle piyasalarda beklentiler satın alınır yani fiyatlanır, gerçekleşme ise satılır. Bu durumda beklentileri olumluya çevirmek gerekir. Ekonominin yeniden ayağa kalkması için öncelikle yapılan yanlışlardan dönülmeli, rasyonel, sağduyulu ve kararlı adımlarla, yapısal çözüm önerileriyle piyasada ve yurtdışında güven ortamının oluşması sağlanmalıdır. Burada en sıcak ve gündemdeki nedenlerden biri olarak faiz indirimlerinin en azından durdurulması, hatta faiz artırımlarına başlanması piyasaya siyasi otoritenin ve para otoritelerinin TL’nin değer kaybı ile mücadele etmeye başladığı mesajını vereceği için önemli. Bu kur seviyelerinden dönülür mü? Evet dönülür ancak hemen değil, yapısal uzun vadeli çözüme yönelik adımların atılmasıyla dönülür. İyileşme sürecinde kurda yine kısa vadeli geri çekilmeler olur, kurlar düşer yükselir, ama temelde ülkede ve ekonomide riskler azalmadıkça kalıcı bir kur düşüşü beklememek gerekir.

TL’nin devalüasyonu doğal olarak ithalatı keskin bir şekilde yavaşlatacak, ihracatı artıracak ve beraberinde cari açığın daralmasına neden olacak ancak bunun bedelini yüksek enflasyon, daha düşük talep, azalan yatırım ve istihdam olarak ödeyeceğiz.

Zayıf TL ile ihracatı artırarak cari açığı kapatmaya dayalı bir bakış açısı var. Bu gerçekleşme olasılığı olan bir model mi? Yüksek kur uluslararası ticaret, ithalat ve ihracaat yapanı nasıl etkiler?

Burada sorunun esas kaynağının, ekonomik yönetim kanadında, özellikle Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, enflasyon ile mücadele konusunda hakim olan ve ekonomik gerçeklikle örtüşmeyen bakış açısı olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Yüksek enflasyon ve fiyatlarda yaşanan sürekli artış şüphesiz yatırımı, üretimi ve dolayısıyla istihdamı olumsuz etkiler. Ancak faizi enflasyonun sebebi olarak göstererek uygulanan düşük faiz politikası ile yatırım ve üretim artışında iyileşme mümkün değil, çünkü kurdaki yükselişe, yani TL’nin değer kaybına bağlı olarak ortaya çıkan maliyet enflasyonu ekonomik dengeleri bozuyor ve fiyat artışlarını kalıcı hale getiriyor. TL’nin devaluasyonu doğal olarak ithalatı keskin bir şekilde yavaşlatacak, ihracatı artıracak ve beraberinde cari açığın daralmasına neden olacak ancak bunun bedelini yüksek enflasyon, daha düşük talep, azalan yatırım ve istihdam olarak ödeyeceğiz. Cari açık ile enflasyon arasında kurulmaya çalışan ilişki ise gerçekle örtüşmüyor. Dünya üzerinde cari fazla veren ve enflasyon seviyesi göreceli yüksek olan ülkeler var; aynı zamanda cari açık seviyesi aynı olan ülkelerin farklı enflasyon performanslarına sahip olduğunu gözlemliyoruz. Dolayısıyla cari açık olması enflasyonun yüksek olmasının sebebi değil. Cari açığı olan ülkeler, uyguladıkları tutarlı politikalarla düzenli yabancı sermaye girişi yaratıyor ve yüksek faize gerek kalmadan kur istikrarını sağlıyorlar. 

Nasıl ki bugüne bir günde gelinmediyse toparlanma da bir günde ya da bir haftada yani çok kısa vadelerde olmayacaktır. Ekonomide iyileşme de süreç gerektirir. Ekonominin yeniden ayağa kalkması için öncelikle yapılan yanlışlardan dönülmeli, rasyonel, sağduyulu ve kararlı adımlarla, yapısal çözüm önerileriyle piyasada ve yurtdışında güven ortamının oluşması sağlanmalıdır.

Geçmişteki 1994 ve 2001 gibi büyük krizlerde genelde Merkez Bankası’nın müdahalelerini görürdük. Şimdi Merkez Bankası’nın müdahalesiz bir süreç yaşanacağı anlaşılıyor. Bu nereye gider, çözüm için ne yapılmalı?

Merkez bankalarının en temel görevi ekonomide fiyat istikrarını sağlamak ve bu doğrultuda piyasada aşırı dalgalanmaların olduğu, likiditenin kaybolduğu ve irrasyonel hareketlerin ortaya çıktığı durumlarda kura, farklı mekanizmalar aracılığıyla müdahale ederek dengeyi sağlamaktır. Bu noktada Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, müdahale mekanizmalarını kullanmaktaki özgürlüğü, öngörülebilir ve tutarlı uygulamalar ve iletişim büyük önem kazanmaktadır. Bu başarı faktörlerini, son dönemde sıkça değişikliğe uğrayan MB yönetimi ile birlikte değerlendirdiğimizde, yerli ve yabancı yatırımcının MB bağımsızlığına yönelik algısının oldukça zayıfladığını söyleyebiliriz.

Faiz politikasına ilişkin tutarlılığı sorgulanacak iletişim, enflasyon dinamikleriyle uyuşmayan düşük faiz politikası, global anlamda artan enflasyonist baskılar ve pek çok merkez bankasının faiz artırımlarının tersine ve beklentilerin ötesinde yapılan faiz indirimleri, TL’nin değer kaybını tetikledi. Kurun 23 Kasım günü çok sert yükselişi sonrasında kamu bankaları kanalıyla yapıldığı iddia edilen döviz satışı ve BAE kaynaklı dış kaynak haberleriyle kurun kısa süreliğine sakinleştiğini söyleyebiliriz. Ancak, şüphesiz önce yapılması gereken kura destek verecek ve şimdilik ufukta görünmeyen ama yabancı bankalar tarafından dillendirilmeye başlayan önemli bir faiz artırımı olarak görülüyor.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.