Londra’da Lokal Bir Deneyim: Hampstead’de Bir Gün

Originally posted on Ekim 28, 2019 @ 6:23 pm

Özellikle birkaç kere Londra’ya gelmiş gitmiş kişilerin artık turistik anlamda görüp görebilecekleri her yeri gezdikten sonra tatmak istedikleri daha lokal bir deneyim oluyor. Bir lokal olarak bu ihtiyacı ihtiyacı hissedip kendimce geçirmeyi sevdiğim bir günü sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yazı: Zehra Aydın

Benim için Hampstead, Londra’nın en güzel semtlerinin başında geliyor. Şehrin göbeğinde olmasında rağmen kendine has kasaba havası, hoş kafeleri, butik dükkanları, ormanın içinde uzun yürüyüş yollarıyla hem doğa severlere hem de şehir romantiklerine hitap ediyor Hampstead.

Londra’dan Northern Line ile Hampstead istasyonuna gelebilirsiniz. Çıkışta sol aşağıya doğru kıvrılan bir yolu takip edip, La Pain Quotidien, Paul, Gail’s gibi ünlü kafelerde bir kahvaltı edebilirsiniz. Yok ben zincir olmayan daha yerel bir kafe deneyeyim diyorsanız daha da aşağıya yürüyerek sağdaki ilk sokak olan Oriel Place’deki Melrose& Morgan’ı deneyebilirsiniz. Ya da biraz daha aşağıda olan Perrin’s Court sokaktaki kahvesiyle ünlü Ginger & White iyi bir kahvaltı yeri olabilir. Eğer öğlen vakitleri geldiyseniz ve lunch yapmak istiyorsanız yine bu Perrin Ct’daki Villa Bianca öğle yemeği için epey güzel bir tercih olacaktır.

 

Hampstead High Street’den devam edip Paul pastanesinin hemen köşesinden Flask Walk’a dönüp bölgenin en iyi antikacılarından biri olan Keith Hawks’u gezebilirsiniz. Hep iyi bir parça denk gelir bana bu dükkanda. Hemen karşısında Exculisivo Second Hand Designer Store’da ünlü tasarımcıların gerçek ikinci el vintage ürünlerini bulmak için ideal. Açıkçası bu bölge tam bir vintage alışveriş cenneti!

Flask Walk’un sonundaki yolu tamamlayıp buradaki renkli kapılı evleri görmek ve fotoğraflamak bir Hampstead klasiği benim için. Renkli kapılarıyla epey sevimli ve ünlü bir sokak burası. Flask Walk’un sonunda ufak bir dört yola gelirsiniz, buradan yukarı sola doğru kıvrılan New End Square yoluna saparsanız Hampstead Müzesi ve Burgh House’u göreceksiniz. Buranın küçük kafesi çok iyi pastalar ve öğle atıştırmalıkları satıyor. Acıkırsanız bir kahve molası verip bu lezzetlerin tadına bakabilir, aynı zamanda Hampstead Müzesi’ni de gezebilirsiniz.

Buradan sonra Hampstead High Street üzerine geri dönüp bu cadde üzerindeki butikleri ve kitapçıları gezerek vakit geçirebilirsiniz. Eğer Jack Straws Castle Whitestone durağına bir 15 dk yürüyüp Finsbury Park yönüne giden 210 numaralı otobüse atlarsanız birkaç durak sonra Kenwood House durağında inip, benim şahsen Londra’da en sevdiğim yerlerden biri olan Kenwood House ve onun muazzam büyüklükteki bahçesini, trekking rotalarını keşfe çıkabilirsiniz. Notting Hill’den Dido Belle’e birçok ünlü filmin ve dizinin çekildiği yerlerden birisi burası.

Kenwood House, İngiltere çapında yıllar önce bir lord ve ailesine ait olup sonradan müzeye dönüştürülüp bahçesi halka açılmış onlarca malikaneden biri. İçerisi gezenleri yüzyıllarca öteye seyahat ettirmeye yetiyor. Büyük pencereleri, içindeki eski stil mobilyaları ve ünlü ressamların da içinde bulunduğu tablo koleksiyonu görülmeye değer. Kenwood House’a giriş ücretsiz ve bahçesi geç saatlere kadar açık. Hemen yanındaki kafesi tam bir beş çayı yapmak için ideal güzellikte. Buradan çıkıp Hampstead Heath boyunca aşağıya doğru yürüdüğünüzde Londra’nın şehir merkezini gören ve manzaranın kapatılması yasak olan birkaç tepesinden birini göreceksiniz. Bu noktaya Parliament Hill Viewpoint da deniyor, Google Maps’den rahatlıkla bulabilirsiniz.

Bu noktadan sonra manzarayı izleye izleye Hampstead Heath’ten aşağıya yürümek günü kapatmanın en keyifli yolu olacaktır. Ortalama 20- 25 dk sürecek olan bu yürüyüş sonunda Hampstead Heath Overground Station’a varabilir, gideceğiniz yöne doğru buradan trenle geçiş yapabilirsiniz.

Umarım keyif dolu bir lokal deneyim olur. Bana göre telaşsız ve şehri yaşadığımı hissettiğim bir gün böyle oluyor.
Keyifli gezmeler dilerim!

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.